Namalum lida fx15 biber hapı


Kastedilen hedefe kilitlenmek için karşılıklı tanışıklık kaçınılmaz hakikat. Neyi ne ölçüde biliyorsak, o nispette yakın olduğumuz hakikati genel geçer kaide. Muhataplarla olan ortak paydaların çokluğu, çoğunluğu sağlamada yegane realite. Asgari müştereklerdeki simetrik artış, muhatapları yakınlaştırıcı ana etken. Bu denli bir gidiş için her ferde tek tek nazar etmek, etrafrlı tanışıklık için beklenilen gerçek. Tek tek ele almak lazım her bir muhatabı oldukları halleriyle. İnceden inceye elemek gerek sergüzeşti hayatları. Bir hekim dikkati ile tek tek , bölüm bölüm bakmak lazım her bir ayrıntıya. Ne ki, çekilen ızdıraba yol vurulsun. Eller dost olsun. Iraklar yakın kılınsın. Topluluk, aynı havayı tenefüs eden bir kitleye tebdil edebilsin.
Zararı yoktur böyle bir halis ele alış ile yakınlık kurmanın. Sarraf kadar ince olup, itinayla çalışmanın zararı yok. Eğer ki, bir vitrinde sergilemek niyetin varsa bu çalışmaları bir de. İşte o zaman kaçınılmaz bir haldir bu sana vazife olarak düşen. Tek tek incelemelisin muhataplarını o vakit. Üzerlerinde zaman harcamalı bir bir, emek sarfetmelisin. Her göze bir alem diyerekten nazar etmek, her rengi kendi dokusuyla incelemek, her kokuyu ona has haliyle benimsemek ve dahi her bir hakikati olduğu şekliyle bilip, niyet edilen istikamete çekmek için üzerinde saatlerce, günlerce çekiç indirmek….
Her topluluk farklı bir cümbüş, farklı bir bahçe. Rengi farklı, kokusu farklı, dokusu farklı bir bahçe bu. İçinde nice alemler saklı her bir çiçeğin. Farklı iklimler ister çoğu kez her birisi de. Kimi güneşi fazla bekler. Kimi nemden hazzeder. Bazısı dibinden bazısı da yaprağından su ister. Her bahçıvan bilir bunların nevi şahıslarına has lisanını. Ona göre bir özen, ona göre bir itina gösterirler dikkatle. Yoksa, niyet halis olsa bile, yaprağından beslenen bir çiçek, dibinden beslenmeye kalkılsa katledilmiş olur. O saf niyet kurtarmaz uzaklaştırmaktan sahibini ondan.
Her sınıf da adeta bir çiçek bahçesi gibi. Nazar ettiğin her simada farklı bir hikaye saklı. Farklı alemler vardır onun dünyasında. Rengi soluksa, anlar ki öğretmeni, tıkalıdır ona hayat veren can damarlarından bazıları. Sessizse eğer öğrencisi, bilir ki vardır mutlaka ona bu kış ve borayı yaşatan bir hazanı. Yoksa, bu iklimde devam edegelen bir dersin kendine bile bir faydası olmayacak. Ne anlatan lezzet alacak bu birlikte geçen zaman diliminden ne de muhatap istifade adına mütelezziz olacak.
O yüzden bir ön mecburiyettir her muallime evvela muhataplarını hakkıyla tanıma. İstediği, niyet ettiği birlikteliği tesis adına mecburdur buna adeta o. Yoksa, yapılanlar havanda su döğmekten öteye geçmeyecek, ne talim ne de terbiye vaki olmayacaktır. Çünkü davet ettiğin o an o muhitte değil. O farklı dertleriyle baş başa. Aldanma sen onun şuan karşında oturduğuna. Ya mali bir derdi var, okul ücretini ödeyemediği için onun sıkıntısıyla meşgul, ya ayrı olan anne babasının dertleriyle hem dem veya farklı bir ızdırapın kollarında yel açmış gidiyor. Ne size kulak verecek hali var, ne de şartlar onu bu sahile yaklaştırıyor.
İşte bu niyetle, gönüllüler hareketi de, el ettiklerinde kendilerine doğru gelen her bir muhatapları için inceden inceye bir işçiliğe başlarlar. Hassasiyetle çalışırlar her bir ferdin üzerinde. Hiç birini ötelemezler, hiç birini bir diğerinden ayırt etmezler. Eğer ki, müesseselerinin içine girmiştir onlar artık, daha onların birinin diğerine ne farkı ne de üstünlüğü kalmamıştır. Hangi dönemde hangi mevsimi yaşıyorlarsa, herkese aynı iklimi sunma onlara bir mecburiyet kılınmıştır.
Ve bu niyetle, geçen haftalarda ziyaret mevsiminde, sınıf atlamadan, kimseyi es geçmeden bir ziyaret furyası başlamıştır Qafqaz Üniversitesi’nde. Her öğretmen, sınfındaki mesul olduğu öğrencilerin başarılarını artırma adına, onları daha yakından tanıyıp, sıra dışındaki dünyalarıyla onları görmek için bu sıradışı işe koyulurlar. Tüm personel neredeyse il il, kasaba kasaba, hatta köy köy dağılırlar tüm ülke sathına. Her nerede bir talebe varsa ulaşmak isterler onlara. Kapı kapı gezerler, bazan anlatırlar, çoğu kez de dinlerler. Bazı vakitler anlatılanları dinlerler, bazı vakitler de lisanı hale kulak kesilirler. Ziyaret edilen ortam şerh ediverir kimse duymadan hakikatleri onların kulağına. Konuşulanların yanında, bu hakikat fısıltıları neler neler salarlar hakikat engiz kulaklara…
Ve bu ziyaretlerden birini gerçekleştiren öğretmen arkadaşlardan bir gurup bir talebelerinin evine de uğrarlar bir durakta. Kendi halinde, sessiz, sakin bir sima olan Mustafa’dan başkası da değildir bu. Bir kasabada oturur talebemiz. Kendisi okul yurdunda kalır. Annesi cefakar bir kahramandır. Bu ziyarete dek bilinmeyen realite o gün fahşeder kendisini olanca çıplaklığıyla… Gelin geri kalan hikayeyi annesinin ağzından dinleyelim:
– Babasını henüz iki-üç yaşındayken kaybettik Mustafa’nın. Tek başıma kaldım bu çocukların ikisiyle o günden beri. Hayat meğer ne de zor ve çileliymiş o günlerde bir kez daha anladım. Bunları okutmak için tırnaklarımla tutundum hayata. Ne iş olsa yaptım. Kimseye muhtaç olmamak ve çocuklarımı okutmaktı tek gayem. Kadın başıma ne badireler atlattım o dönemler. Her akşam iş çıkışı eve geldiğimde, değişmez dersimi evlatlarımla paylaşırdım: Bakın, bu hallere düşmek istemiyorsanız, okuyacaksınız, başka yolu yok bunun. Aynı meşakkatleri sizler de çekmek istemiyorsanız, çalışıp okuyacaksınız. Aksatmayacaksınız derslerinizi. Her Allah’ın günü tekrar eden dersimizdi bu bizim. Nakış nakış dokuğumuz, ilmik ilmik halimizle ördüğümüz bir gerçekti.
Derken büyüdü evlatlarım. Mustafa okumaya meraklıydı. İçine kapanıktı babasızlığın belki verdiği çekingenlikle, lakin okuma merakı vardı. Bir gün lise çağına gelince şehrimizin o dönem için en iyi okulu olan bir devlet okuluna yazdırmak için bir arkadaşımın da tavsiyesiyle tuttum kolundan bir okula götürdüm. Müdür beyin odasına girip meramımızı anlattım. Bana öyle bir bakış attı ki, neredeyse insanlığımdan utandım.
– ‘Senin çocuğun mu bu sınıfta okuyacak?’ dedi.
– Anlamadım, dedim.
– Sen biliyor musun bu sınıfta kimlerin çocukları var?
– Hayır bilmiyorum, dedim. Ben dedim ama o şehrin tüm erkanını tek tek baştan ayağa saydı. Valinin, savcının, emniyet amirinin ve dahasının… Sen kim, çocuğunu burda okutmak kim diyordu. Oysa Mustafamın notları oraya tutuyordu. Arazilerimiz vardı şehir dışında. İsterseniz satıp parasını vereyim ne kadarsa, yeter ki alın oğlumu mektebinize, desem de nafileydi. Kocamı kaybettiğimde çok yara almıştım. Ama hiçbir gün o günkü kadar ırgalanmamıştım. Adeta dizlerimden derman gitti o görüşmeden sonra. Ve boynumuz bükük eve döndük. Oysa beni hemen yanında çalıştığım, temizlik işlerini yaptığım bir arkadaşım göndermişti. Yardımcı olurlar sanmıştım ama nafile. Neyse, aynı arkadaşım yine devreye girdi, o sınıf olmaz ama bir alt sınıfa kaydettirebiliriz Mustafayı, başarılı olursa da oraya geçer dedi. Biz de o niyetle götürdük ve kaydettirdik. Mustafa da, bizi mahçup etmedi, okudu, gayret etti ve üniversitenize girdi. Allah sizlerden razı olsun ki, bugün de sizler evimize şeref verdiniz ve bizleri bahtiyar ettiniz. Asıl bundan öte benim sizlere bahsetmek istediğim başka bir şey var. Onu size anlatıp teşekkürlerimi sunmak bana bir vecibe.
– Hayırdır, o nedir?
– O çok mu çok önemli benim için. Şu kısacık süre içerisinde siz farkında olmadan bir ihtilal yapmışsınız evladımın dünyasında. Belki sizler bile farkında değilsiniz, ama bir dünya değiştirmişsiniz.
– Hayrolsun inşallah hala, ne yapmışız ki biz?
– Geçen gün bir sıkıntı daha yaşadık biz aile olarak. Ekonomik bir dar boğaza girmiştik yine. Ve her sıkıntı yaşadığımızda ise aklımıza ilk gelen şehrin dışındaki babadan kalan o arazimizi satmak olurdu. Biraz da büyükçe bir yer hani. Yine o dönemde burayı satalım dedim. Bu kez Mustafa itiraz etti.
– Hayır anne, orayı sattırmam artık.
– Neden oğlum?
– Çünkü ben oraya okulumu bitirdiğimde Qafqaz gibi bir üniversite kuracağım!..
– Evet, oğlumun hayallerini değiştirmişsiniz sizler. Dünyasını değiştirmişsiniz. Ne yaptınız, nasıl yaptınız bilemiyorum ama dört-beş aylık bir süreçte, idealleri olan, memleketi için bir şeyler ortaya koymak isteyen, kendi çektiği meşakketleri başka çocuklar da çekmesin diye hesap kitap peşine düşen bir evlat bahşetmişsiniz bana. İşte artık rahatım ben. Şimdi gönlüm bir tüy kadar hafif. Ne yıllardır çekegeldiğim o sıkıntılar var gözümde, ne de o ızdıraplı yılların kamburu var sırtımda. Çok şükür ki, artık idealleri olan, gayesi olan, kalbi başkaları için atan bir evladım var. Dünya zevki adına kaderin bir cilvesi olarak son on beş yıldır bir şey görmedim, lakin artık ne bundan muzdaribim ne de şikayetçiyim. O yüzden, sizlere nasıl teşekkür etsem azdır. Ne söylesem boşunadır. Ne oldu da bu çocuk böyle değişti diye düşünür dururdum günlerdir. Sizler gelince, evladımla bu tatilde de ilgilenince, neden böyle olduğunu bizzat görüp anladım. Allah sizlerden razı olsun tekrardan. Bunlar bizim görüp, bildiğimiz şeyler değiller. İşte az evvel anlattım, kendi vatandaşım bana bunları bunları yapmıştı… Sizler ise evladımla tatilde bile yanlız bırakmıyor ilgileniyor, onları bu halis duygularla yoğururyorsunuz…
Ve bir dünya böyle örülüyor diyar diyar. Bir anlayış bu şekilde yayılıyor dalga dalga. Bir sevgi bu haliyle büyüyor çığ misali. Gören daha yakın hissediyor kendisini ona, duyan adına destanlar yazıyor. Belki farkında değiliz ama, bir hareketin destanı yazılıyor. Bundan yıllar sonra alınıp, kulaktan kulağa anlatılacak, dilden dile dolaşacak bir destan. Baksanız ya, daha şimdiden başladı bile mukaddime kısımları. Bir şeyin edebiyatı yapılmaya başlanmışsa, o şey kıyamete dek yaşamaya mecbur kılınır. Bu yüzden korkmayın, istikbali inkılabat içerisinde en gür ve hoş seda bu gönüllülerin sedası ve dahi sevdası olacak…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s