Ay: Aralık 2017

Türkçe İtikadi bir lisandır, Türkçe bir İslâm dilidir

Türkçenin bir İslâm dili olduğu şeklindeki iddiamızda gözüpeklik gösteriyoruz. Türkçe, bir kavmin dili değildir; Türkçe İslâm’ın bir dilidir. Ve Allah bize, biz Türklere, İslâm’ın kılıcı olmamızın mükâfatı olarak bu lisanı vermiştir. Bu benim şahsî görüşüm, şu mânâda: Dünyada dil bilimciler var, dil felsefesi yapan insanlar var, falan filan… Onlar hiçbir zaman benim söylediğim şeyi söylemiyorlar. Ben şunu söylüyorum, diyorum ki: Allah her millete layık olduğu bir dil vermiştir. Her millet hangi lisana layıksa o lisanla tekellüm eder. Dolayısıyla Türkler tarih sahnesine İslam’ın kılıcı olarak çıktıkları için Allah da onlara bir itikad dili verdi. Buna verdiğimiz ilk örnek şudur: Biz Türkler “kaza”ya uğrarız. Yani otomobil kazası geçiririz ya da bir yerden düştüğümüzde, “Başımıza bir kaza geldi.” deriz, değil mi? Kaza Arapça bir kelime ve kaderle birlikte kullanılıyor çoğu zaman. Ama Araplar başlarına böyle bir şey geldiğinde böyle söylemiyorlar. Yani biz Türkler hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine inanan bir kahraman ırktan geldiğimiz için Allah bize kazaya uğramamızın kader olduğunu öğretmiştir. Biz Türkler “kaza oldu” deriz. Yani Almanlar bunun için “unfall” derler, istenmeyen vaka anlamında. İngilizler buna “accident” der. Yani aslî olmayan bir şey oldu, arızî bir şey oldu, arıza oldu der ama biz, “kaza oldu” deriz. Bu sadece burada olup biten bir şey değil; bizim Türkçe konuştuğumuz her şey itikadımızla alâkalıdır. Biz Arapça olmayan, Farsça olmayan şeyleri de dinimize uygun olarak telaffuz ederiz. Yani biz din düşüncesi olmadan hiçbir şey söylemeyiz. Biz, kötü söze “küfür” deriz, “O bana küfretti.” Yani bana sövmekle –kendisini imandan uzak bir duruma soktuğu gibi-beni de imandan uzak bir pozisyonla itham etmiş ve itikadıma zarar vermek suretiyle küfretmiştir.

türkçe islamın kılıcı

İsmet ÖZEL

Türk askerine mehmetcik adını veren Medîne Müdâfii Fahrettin Paşa kimdir?

Türk askerine mehmetcik diyoruz? Peki neden?

Ne yapmıştı Fahrettin Paşa Medine’de? Askerlerinin birer küçük Muhammed olduğunu tespit etmişti. “Mehmetçik” ifadesi Medine Müdafaasının hatırasıdır. 1917’den sonra “Mehmetçik” sözü erat için kullanılır oldu, zabitan için değil. Ümmet-i Muhammed’in başına ne geldiğini Fahrettin Paşa biliyordu. Bu bilgisi ona adı “kutsal emanetler” diye geçen eşyayı İstanbul’a, paha biçilemez Türk şehrine nakletme yükü yükledi. Günümüzde Müslüman kisvesiyle ortalıkta dolaşanlara sorulsa bu tutuma “tarihi eser kaçakçılığı” yaftası yapıştıracakları besbelli. Besbelli olan hiç birinin Türk İstanbul tamlamasına anlam veremeyişleridir. İstanbul haricinde nerede kâfir tasallutundan korunabilirdi Medine’de muhafaza edilemeyen? Söğüt, Bursa, Edirne Osmanlı sülâlesine payitahtlık etti. İstanbul ise üstünlüğünü dünyanın gözüne sokan Türklerindi.

14 Haziran 2014
İsmet Özel

Okumaya devam et “Türk askerine mehmetcik adını veren Medîne Müdâfii Fahrettin Paşa kimdir?”

bir akıl gelecek ki, akıllar delirecek ve bir devrim, evvela devrimi devirecek

Müjde

O gün bir kanlı şafak, gökten üflenen ateş;
Birden, dağın sırtında atlılar belirecek.
Atlılar put şehrine gediklerden girecek;
Bir şehir ki, orada insan ayak üstü leş.

Yalnız iman ve fikir; ne sevgili ne kardeş;
Bir akıl gelecek ki, akıllar delirecek.
Ve bir devrim, evvela devrimi devirecek.
Her şey birbirine denk, her şey birbirine eş.

Fertle toplum arası kalkacak artık güreş;
Herkes tek tek sırtına toplumu bindirecek.
Gökler iki şakkolmuş haberi bildirecek.
Müjdeler olsun size; doğdu batmayan güneş!

Necip Fazıl Kısakürek

Erdoğan: Ve bir devrim, evvela devrimi devirecek.
Erdoğan: Müjdeler olsun size; doğdu batmayan güneş!

Erdoğan: Fertle toplum arası kalkacak artık güreş

Erdoğan: Atlılar put şehrine gediklerden girecek

Erdoğan: Bir akıl gelecek ki, akıllar delirecek.

kılıç kabzasında kınalı parmak veya geçer not, artı puan

14 Aralık 2017 tarihli İsmet Özel köşe yazısı.

NTV… Açılımı: Nergis TeleVizyonu. Bize bu nergisin nereden derlendiğini merak etmek düşüyor mu, düşmüyor mu? Madem vaktiyle felsefenin hayretle başladığını söylemişler; siz de felsefeye bulaşarak nergisin nereden derlenip toparlandığını söylediğim zaman hayret edeceksiniz: Mahut televizyon kanalının ihdas edildiği günlerde bu yayın kurulunun Amerikanca “National” lâfzına liyakat kesp edeceğine muhakkak gözüyle bakılıyordu. Tıpkı silahlı müttefik kalıntısı güçlerin Irak topraklarına girer girmez orada şıpın işi bir Kürt devleti kuracağına, geri kalan arazide de biri Sünnî, diğeri Şii olmak üzere iki Arap devletinin kurulmasını sağlayacağına muhakkak gözüyle bakıldığı gibi. Yani ki, “our boys” ülkesi haline getirilmiş ülkede nergis, hani o eğildiği suda gördüğü suretine âşık olan nergis unutulup gidecek, dolar yeşili National baki kalacaktı. Öyle olmadı. Bir gün din gününün geleceğine inanmayanların hangi gözünün (sağ veya sol) neye nasıl baktığı bir şey. Din gününün malikinin Allah olduğuna inananların iki gözüyle ne gördüğü başka bir şey.

kılıç kabzasında kınalı parmak
ismet özel köşe yazısı

Türk gücü karşısına bilkuvve temellerini hassaten İtalyan şehir devletlerinde XIV. Hıristiyan asrında atan kapitalizmin meydana çıkışı maliyeti gözeten bir Dünya Sistemi tesis edilmesi demekti. Bu sistemin altı yüz senedir işleyişini temin eden Türk korkusudur. Modernlik emniyetini Türklüğün ne türden olursa olsun herhangi bir rotadan mahrum bırakılması politikasından başka bir yerde aramış değildir. Türk tesirsiz bırakıldı; ama halen Dünya Sistemi’nin karın ağrısına sebep olmaktadır. Türk nasıl tesirsiz bırakıldı? Karşısında bir hareketi ancak sistemli bir çabayla yürütülebilen Türk olanca gücünü kendine vatan kazandıran kılıç kabzasındaki kınalı parmaktan alıyordu. Tüfeğin icadıyla mertliğin bozulması Türkleri kendi devletlerini İslâm’la muaheze etme imkânından alıkoydu. O parmağın kabza tutmağa yaramaz hale getirilmesiyle beraber kınalanmasının da bir mânâsı kalmadı. Okumaya devam et “kılıç kabzasında kınalı parmak veya geçer not, artı puan”

Sûz’nâk Makamı (Suzinak – Sûznâk) | سوزناك

Türk müziğinde Sûz-nâk

SÛZİNAK – SÛZNÂK

(ﺳﻮﺯﻧﺎﻙi. (Fars. sūz “ateş” ve -nāk ekiyle sūz-nāk sūzinākmus. XVIII. yüzyılın sonlarında tahmînen Vardakosta Ahmed Ağa tarafından düzenlenen, o günden bugüne sevilerek çokça kullanılan, rast beşlisiyle hicaz dörtlüsünün birbirine eklenmesinden meydana gelen ve rast perdesinde (sol) karar kılan basit makam.

Türk müziğinin Ahmed Ağa tarafından düzenlenen yangın makamı
Sûzinâk makamı

Sûz-nâk makamı Okumaya devam et “Sûz’nâk Makamı (Suzinak – Sûznâk) | سوزناك”

Sine-i gül rengini aç da utandır laleyi, Bir kadehle mest-ü bitap et dil-i viraneyi

Sun da içsin yar elinden aşıkın peymaneyi
Bir kadehle mest-ü bitap et dil-i viraneyi

Sun da içsin yar elinden aşıkın peymaneyi
Bir kadehle mest-ü bitap et dil-i viraneyi
Sine-i gül rengini aç da utandır laleyi
Bir kadehle mest-ü bitap et dil-i viraneyi

Hep senin hüsnünün aşkı beni ihya eder
Bir dakika görmesem kalbimde sızlar yaraler
Sende olsan neşat-ı ömrümü kim tazeler
Bir kadehle mest-ü bitap et dil-i viraneyi Okumaya devam et “Sine-i gül rengini aç da utandır laleyi, Bir kadehle mest-ü bitap et dil-i viraneyi”