Sebilci Hüseyin Efendi: Ben bu aşkın mecnûnuyum


Nutuk : Belirsiz
Beste : Sebilci Hüseyin Efendi
Makam : Uşşak
Usul : Düyek
Okuyan : Sebilci Hüseyin Efendi

Ben bu aşkın mecnûnuyum
Hay benim baba sultânım
Mah cemâline meftûnum
Hay benim baba sultânım

Sözlerin hep hakîkatdir
Tarîkin hak şerî’atdir
Bilenlere ne devletdir
Hay benim baba sultânım

Resûl’ün aşkına yandım
Aşkın şerâbına kandım
Şem’-i pervâneye döndüm
Hay benim baba sultânım

Hakk bize vermişdir ni’met
Her âdeme olmaz kısmet
Geylânî’ye cândan hizmet
Hay benim pîrim sultânım

Hüseyin Sebilci, Türk bestecisi ve müzik eğitimcisi. 1894 yılında Şehremini’de dünyaya gelen Hüseyin Sebilci, seyyid bir soydan gelmektedir. Ağabeyi Mazhar ile birlikte tasavvuf hayatında önemli bir yer edinmiştir. Hüseyin Sebilci 1975’te Üsküdar’da vefat etmiş, Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Sebilci Hüseyin Efendi kimdir?

İstanbul Fatih semtindeki Sultanselim mahallesinde (bazı kayıtlarda Şehremini) doğdu. Babası İhsan Bey, annesi Âmine Hanım’dır. Annesinin saray mevlidhanlarından olduğu söylenir. Okurlar soyadını almışsa da bunu hiç kullanmamış, Sebilci kelimesi onun isminde bir sembol olarak kalmıştır. Küçük yaşta Kasımpaşa’daki Hüsameddin Efendi Dergâhı postnişini amcası Muhammed İzzet Dede’nin delâletiyle Uşşâkıyye tarikatına intisap etti. Sekiz-on yaşlarından itibaren muharrem ayında babası ve kardeşi Mazhar ile birlikte sırtlarında meşinden bir elbise, omuzlarında kırba, ellerinde tombak kâselerle sokak sokak dolaşıp mersiye ve ilâhiler okuyarak su dağıttığından Sebilci Hüseyin olarak tanındı.

1913’te Balkan Harbi’nde askere alınmasının ardından I. Dünya Savaşı’nda hükümetin emriyle Veled Çelebi’nin (İzbudak) kumandanlığında, gönüllü Mevlevî dervişlerinden oluşan Mücâhidîn-i Mevleviyye alaylarının mutriban grubunda önce Halep, sonra da Şam cephesinde marş muallimliğiyle görevlendirildi. Beş yıllık askerliğinin ardından tekkeler kapanıncaya kadar (1925) zâkirlik görevine devam etti. Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren bir süre başta Kemânî Memduh olmak üzere birçok ünlü sanatkârla birlikte İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirlerde fasıl topluluklarında gazelhanlık ve hânendelik yaptı, özel ve resmî kurumlarda mûsiki dersleri verdi. Bilhassa 1950’li yıllardan sonra mersiyehanlık kültürünün yavaş yavaş unutulmaya yüz tutması üzerine katıldığı mevlid merasimlerindeki icralarıyla daha çok mevlidhan olarak anılmaya başlandı. 1967 yılından vefatına kadar her yıl Konya’ya giderek orada mevlid merasimlerine iştirak etmeyi âdet haline getirdiği söylenir. Hüseyin Sebilci, 28 Ağustos 1975’te Üsküdar’daki evinin kapısının önünde ansızın vefat etti. İki gün sonra Üsküdar’daki Yeni Vâlide Sultan Camii’nde kılınan öğle namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı’nda, Karacaahmet Mescidi’nin bulunduğu adada defnedildi. Cenazesi, Sahaflar Şeyhi olarak tanınan Muzaffer Ozak’ın bizzat yönettiği tasavvufî gelenekle kaldırıldı. Mezar taşındaki 30 Ağustos’ta vefat ettiğine dair kayıt, doğru değildir.

Dinî mûsikide mersiye formunun son temsilcilerinden kabul edilen Hüseyin Sebilci, düzenli bir mûsiki öğrenimi görmemesine rağmen aldığı orta seviyedeki derslerle kendini yetiştirdi. Bahariye Mevlevîhânesi kudümzenbaşısı Şevki Dede, amcası Muhammed İzzet Dede ve Kasımpaşalı ünlü zâkirbaşı şeyh Mehmed Celâleddin Efendi’den dinî mûsiki; Selânikli Ahmed Efendi ve Ûdî Abdi Bey’den klasik mûsiki meşketti. Gençlik yıllarında başta Tophane’deki Kādirîhâne, Kasımpaşa’daki Ali Aynî Baba Tekkesi, Karagümrük’teki Nûreddin Cerrâhî Tekkesi olmak üzere pek çok tekkede zâkirlik yaptı. Ayrıca Hâfız Şaşı Osman, Süleyman Karabacak ve Deli Hüseyin Efendi gibi dönemin meşhur mevlidhanlarıyla okuduğu mevlidlerle bu sahada şöhreti yayıldı. Nâzik ve mütevazi kişiliğiyle tanınan Sebilci Hüseyin’in nota bilmemesine rağmen sahip olduğu kuvvetli usul bilgisi, eserleri okurken ona derin bir hâkimiyet sağlamıştır. Fazla iddialı bir sese sahip olmasa da kendine özgü gırtlak nağmeleri ve makam geçkileriyle âdeta yeni bir tavır ortaya koydu. Özellikle tekkelerdeki zikir esnasında tatbik edilen “perde kaldırma tavrı”nı çok iyi uyguladığı söylenir.

Kaside okurken tekrarlarda bir önceki güfteyi aynen okumayıp kendisinden bazı ilâveler yapması icracılığının önemli özelliklerindendir. Sebilci Hüseyin’in bestelediği ilâhi, tevşîh ve nefesler onun bestekârlık sahasındaki başarılarının açık bir göstergesidir. Lirik ve parlak bir üslûpla bestelediği eserlerindeki usul ve güfte uyuşması bilhassa melodik yapının oluşumundaki en büyük etken olmuştur. Ahmet Gül, yaptığı çalışmada onun bestelemiş olduğu dinî eserlerden kırk iki tanesinin notasını güftesiyle birlikte tesbit etmiştir. Bir na‘t-ı şerif kaleme almış, bazı filmlerde de gazeller okumuştur. Onun ilk Türk hava şehidleri için okuduğu, “Ağla annem, ağlamanın yeridir / Tayyareden düşen oğul Fethi’dir” mısraıyla biten “Hava Şehitleri Mersiyesi” plak haline gelmiş önemli bir kayıttır. Ayrıca özel toplantılarda kaydedilmiş pek çok ses bandı günümüzde mûsiki çevrelerindeki özel arşivlerde yer almaktadır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.