Ay: Ocak 2020

Türkü sever türkü söyler, Türk’üm diye

Türkü sever türkü söyler, Türk’üm diye

Bunca erler evliyalar
Türkü sever türkü söyler
Görür gözlü enbiyalar
Türkü sever türkü söyler, Türk’üm diye

Türkü söyler dillerimiz
Ne gözeldir ellerimiz
Bağlamada tellerimiz
Türkü sever türkü söyler, Türk’üm diye

Aydın gerçekler sözleri
Gerçeğin gitmez izleri
Çalar garibin sazları
Türkü sever türkü söyler, Türk’üm diye

Türkü söyler dillerimiz
Ne gözeldir ellerimiz
Bağlamada tellerimiz
Türkü sever türkü söyler, Türk’üm diye

Neşet ERTAŞ

ÂBİDE etimolojisi – [Türkçe’de türetilmiştir]

(ﺁﺑﺪﻩ) i. (Arapça ebed “sonu olmayan gelecek zaman”dan ābide) [Türkçe’de türetilmiştir]
1. Bir kişiyi, bir olayı gelecek nesillere hatırlatmak, değerini tanıtmak için yapılan heykel veya mîmârî eser, anıt: “Çanakkale âbidesi.”

Gemiden bizim hiçbir âbidemiz, hiçbir tümseğimiz görünmüyor (Rûşen E. Ünaydın).

2. Yılların, yüzyılların ötesine kalacak değerde mîmârî eser:

Pek eski bir âbide olan Yeşil Câmi’in bu yenilik hâli işte bu tâmirden ileri geliyor (Ahmet Hâşim).

3. Bir düşünce, duygu veya hâlin bütün özelliklerini kendinde toplamış olan; o düşünce, duygu veya hâlin timsâli, sembolü durumunda bulunan şey veya kimse [Bu anlamda isim tamlamasının ikinci öğesi durumundadır]: “Güzellik âbidesi.” “Fazîlet âbidesi.”

Fakat ana da baba da günün birinde onların yetişip birer insanlık âbidesi olacaklarından habersiz bulunuyorlardı (Sâmiha Ayverdi).

Hele o Mesaj filmi bir sanat hârikası, bir sanat hâdisesi, bir sanat âbidesi (Ergun Göze).

4. sıf. Yüzyılların ötesine kalacak değerde olan, âbideleşmiş:“Âbide şahsiyetler.”

Kâşgarlı Mahmud, devrinde büyük himmet göstermiş, âbide eser yazmış, aziz vazîfe görmüş tam bir Türk büyüğüdür (Nihad S. Banarlı).

Türkçe’de türetilmiş bir kelime: ahşap

Türkçe’de türetilmiş bir kelime: ahşap

anayasa değişikliği, seçimler, referandum

[Kelimenin Arapça’daki çoğulu huşub’dur; ahşâb Türkçe’de türetilmiştir]

(ﺍﺧﺸﺎﺏi. (Arapça ḫaşeb “ağaç kütüğü, odun”un çoğul şekli aḫşāb) [Kelimenin Arapça’daki çoğulu huşub’dur; ahşâb Türkçe’de türetilmiştir
1. Kereste, tahta, ağaç: 

Bu vatandaş biraz ahşapla biraz kerpiçten

Yapabilmiş bu güzellikleri birkaç hiçten (Yahyâ Kemal). 

Lisâniyat ilminin “calque” dediği taklit yolu ile de Türkçe’miz kelimeler uydurdu. Haşeb’den ahşâb’ı, meflûk’ten felâket’i, salâh’tan salâhiyet’i biz îcat ettik (Nejat Muallimoğlu). 

2. sıf. Tahtadan, ağaçtan yapılmış [Bilhassa inşaat için kullanılır]: “Ahşap binâ.” “Ahşap köprü.” Huzur içinde yaşanmış o ahşap evlerde (Orhan Seyfi Orhon). Türk mîmârı ahşap yapıda plan zenginliği, konfor, ihtişam ve dış zarâfet ve güzelliği ile dehâ eseri bedîalar vermiştir (Reşat Ekrem Koçu).

View original post

gaitani > kaytan etimolojisi – kaytan bıyık ne demek?

i. (Yunanca gaitani < Latince) [Kelime Arapça, Farsça, Bulgarca, Sırpça’ya da geçmiştir] İpek veya pamuktan yapılmış sicim:

kaytan-biyik

Sırtına sarı çuhadan kara kaytan işlemeli bir kaftan, bunun altına Bilecik’in kırmızı karanfil işlemeli mor kadifesinden entâri giymiş (Kemal Tâhir).
ѻ Kaytan bıyık: İnce ve uzunca bıyık.

SERÂPÂ ne demek? cümle içerisindeki kullanımı

SERÂPÂ ne demek? cümle içerisindeki kullanımı

(ﺳﺮﺍﭘﺎ) zf. (Fars. ser “baş”, pekiştirme elifi -ā- ve pā “ayak” ile ser-ā-pā)

Baştan ayağa kadar, baştan başa, bütün, tamâmen:

Bu küçük kızın üzerinde dar ve serâpâ ilikli bir çerkes paltosu vardı (Sâmipaşazâde Sezâî).

Bu mırıltıları seçebilmek için serâpâ kulak kesilmiş gibi bir dikkatle dinledi (Hüseyin R. Gürpınar).

Serâpâ güzelsin… Hicap etme hiç (Orhan S. Orhon).

Elemez oldu unum eskimiş artık eleğim / Kefenim giyme günümde çıkarınca yeleğim

Elemez oldu unum eskimiş artık eleğim / Kefenim giyme günümde çıkarınca yeleğim

Elemez oldu unum eskimiş artık eleğim
Kefenim giyme günümde çıkarınca yeleğim
Lehime der mi aceb sağdaki şâhid meleğim
Bilmezem menzil-i rûhum hangi burçdadır feleğim

Kaderin çarhını arzuma çevirmez bileğim
Sen çevir lutfen ilâhî vuslatındır dileğim

Vuslatın şartını kıldın gerçi kullara edeb
Senden olmazsa inâyet sana vuslat ne aceb
Enbiyâ u evliyâ geldi takdîrinle hep
Sen istersen küçücük bir fiili eylersin sebeb

Kaderin çarhını arzuma çevirmez bileğim
Sen çevir lutfen ilâhî vuslatındır dileğim

On sekiz bin âlemi “kâf u nûn”la dizeli
Şaşmadı seyrini bir şey menzilinde gezeli
Sen yarattın güzel Allah çirkin ile güzeli
Her şeyin hâlıkı sensin hükmün ise ezelî

Kaderin çarhını arzuma çevirmez bileğim
Sen çevir lutfen ilâhî vuslatındır dileğim

Değilem kurbune lâyık yüzümün kâresi var
Kulluğunda cismimin ah şugl âvâzesi var
Lutfedersen vuslatın elbet bir çâresi var
Dilde lâkin hicrinin sûzişli bir yâresi var

Kaderin çarhını arzuma çevirmez bileğim
Sen çevir lutfen ilâhî vuslatındır dileğim

Kulun Hâdî sana lâyık ameli yok neylesin
Sâ’at-i vakt-i rûha vayh et dilediğini dilesin
Senden özge kime Yâ Rab derd-i hicrin söylesin
Sen ilhâm et rızân neyse onu öyle eylesin

Kaderin çarhını arzuma çevirmez bileğim
Sen çevir lutfen ilâhî vuslatındır dileğim