Kategori: Düşünce

“Türk çocukları sanki şizofrenmiş gibi bir tarih anlayışına sahip oldular”

“Türkiye’de yaşayan insanlar olarak her şeyi sakat biliyoruz. Neden? Şu andaki durumu bilmiyorum. Ancak ben tahsil ederken Türkiye’de mektep çocuklarına iki tarih öğretilirdi. Biri normal tarih dersi diğeri lisede başlayan inkılap tarihi dersi. Eğer tarih dersinde söylenen şeyler inkılâp tarihi dersinde söylenen şeylerden farksız ise bunu o dersin içine sokabilirsiniz. Veyahut sadece inkılâp tarihi okutursunuz böylece bütün tarihte o günlere gelininceye kadar nelerin yaşatıldığını öğretirsiniz. Böyle bir şey yapılmadı. Türk çocukları sanki şizofrenmiş gibi bir tarih anlayışına sahip oldular. Bir de inkılâp tarihi bilinince sahip oldular. Böyle bir şey yaşandı bugün ve hala bunun sarsıntılarını hissediyoruz. İnkılâp tarihinde Türkiye’de Cumhuriyetten sonra itibarlı olan insanların temize çıkmalarına sebep olacak şeyler öğretildi. Ama ‘Tarih’te Fransız çocuklarının mektepte okudukları şeyle öğretildi. Dolayısıyla tarih açısından doğru bir şey bilmemize imkan yok. Bu konuda çok yaygın kanaat cumhuriyetle birlikte misakı milli sınırlarımıza kavuştuğumuzdur. Bu tamamen yalandır. İstiklal Harbi sonunda biz misakı milli sınırlarını feda ederek devlet kurabildik…”

şair ismet özel
ismet özel

İstiklâl Marşı Derneği Genel Başkanı Şair İsmet Özel’in Çarşamba Kitap Fuarı etkinlikleri kapsamında, “Küfrün İhsanı Olmaz” adı altında konuşmadan.

“Tedavi edici tek ilaç satılmıyor. İlaçlar semptom giderici. Hastaneler insanları hasta olduklarına inandırıyorlar.”

“İlaçlar ve hastaneler tedavi için değil” İsmet Özel

“Tedavi edici tek ilaç satılmıyor. İlaçlar semptom giderici. Hastaneler insanları hasta olduklarına inandırıyorlar. Bir kere ayak attığın zaman hastaneden hasta olarak çıkıyorsun. Biz hayatımızdan tevekkülü kaldırdık. “Allah ne isterse o olur” demeden yaşıyoruz.

İsmet Özel, Mannheim, 29 Aralık 2013

Üryan geldim gene üryan giderim Ölmemeğe elde fermanım mı var Azrail gelmiş de can talep eyler Benim can vermeğe dermanım mı var

Üryan geldim gene üryan giderim
Ölmemeğe elde fermanım mı var
Azrail gelmiş de can talep eyler
Benim can vermeğe dermanım mı var

Dirilirler dirilirler gelirler
Huzur-ı mahşerde divan dururlar
Harami var diye korku verirler
Benim ipek yüklü kervanım mı var

Er isen erliğin meydana getir
Kadir Mevlâm noksanımı sen yetir
Bana derler gam yükünü sen götür
Benim yük götürür dermanım mı var

Karac’oğlan der ki ismim öğerler
Ağu oldu bildiğimiz şekerler
Güzel sever diye isnat ederler
Benim Hak’tan özge sevdiğim mi var.

Karacaoğlan
( 17. yy. )

“Ak parti, CIA tarafından işe alındı, FBI tarafından işten kavuldu”

https://vimeo.com/89196635

ismet özel

Soru: Türkiye’de neler oluyor?

“Türkiye’de neler oluyor sorusu Dünyada neler oluyor sorusundan kopartılabilir mi? Türkiye’de dünyada olanın dışında bir şey mi oluyor? Türkiye’de bütün hadiseleri yorumlayan onlara bir mana atfeden insanların Türkiye’ye mahsus bir bakış açısı var. Ama bunların hepsi dünyada olan bitenin bir uzantısıyla ona dikkat kesilmek gerekiyor. Yol sorduğunuz adamın yalancı olup olmadığını bilmeden yaşarsınız. İşin aslını bilenlerle işin aslını bilmeyenlerin hikâyesi birbirine hiç uymayabilir. Türkiye’de dinlemeler olduğunu söylüyorlar. Angela Merkel’i kim dinliyor meselesi çok daha önemli değil mi? Türkiye’de dinlenen niçin dinlenir Angela Merkel niçin dinlenir? ‘Alman bu dur bakalım ne yapacak’ diye bakıyorlar. Türkiye’de ne oluyor meselesi ile Dünyada ne oluyor meselesini birbiriyle koparmak mümkün değildir. ABD bir milli devlet olarak dünya hâkimiyetinde bir şeyleri elinde tutuyor gibi mi görünüyor. Başka şeyler mi görünüyor bir belirsizlik var. Bunu muayyen hale getirmek için ekstra şeyler yapmak zorunda. Bu ekstra şeylerden biri de Suriye de rejimi devirmekti. Ve bunu yapamadı. Suriye ikinci Vietnam’ı oldu. Bunun böyle olmasında başrol Putin Rusyası’ydı. “Biz kendimizi savunuyoruz Sedat’ı değil” demişti. Putin Rusya’sı ABD’nin ikinci Vietnam’ını idrak etmesine sebep olduğu için şu anda sıkıya alınmış durumda. Sonuç ne olur… “Türkiye’de ne oluyor?” meselesi “Dünya’da ne oluyor”un bir parçasıdır. AKP, CIA tarafından işe alındı. FBI tarafından işten kovuluyor. Türkiye’de göbeğiyle zihniyle herhangi bir organıyla ABD’ye bağlı olan insanlar bütün cepheleri işgal etmiş durumda. Türkiye’de eğer bir siyasi anlaşmazlık varsa-hiç sanmıyorum, böyle bir şey yok Türkiye’de- sadece Amerika’da olan güç mihraklarının farklı farklı yansımaları var. Farklı farklı insanlara bir şeyler söyleniyor. Eğer biz Türk ve Müslüman isek bizi birinci dereceden ilgilendiren hiçbir şey olmuyor. Veyahut bizim aleyhimize olmayan hiçbir şey olmuyor. Bunu da bütün oyuna katılanlar yapıyor. Bir kısmı bizim tarafımızda bir kısmı onların tarafında diye bir şey yok. Eğer biz Türk isek ve Müslüman isek hepsi bizim aleyhimize bir şeyler yapıyorlar…” İsmet Özel’in 8 Mart 2014 Cumartesi günü Tokat Güneş TV’de katıldığı “Gündem” adlı programın görüntü kaydından.

İlber Ortaylı Hoca: Uygun küçük şehirlerde oturmak ve çalışmak için kırsal bölgelere yerleşin

İlber Ortaylı, “Yuva kurduğunuzda, çocuk büyüteceğiniz zaman büyük şehirlerde oturmayacak şekilde hayatınızı planlamanızı tavsiye ediyorum. Uygun küçük şehirlerde oturmak ve çalışmak için kırsal bölgelere yerleşin.”

Kayseri 4. Kişisel Gelişim Zirvesi kapsamında Büyükşehir Belediyesi Kadir Has Kongre Merkezi’ndeki “İdame-i Hayat” konulu konferansa konuşmacı olarak katılan Ortaylı, ölümlere ve felaketlere yol açan 2. Dünya Savaşı’nın insanlığın hayat tarzında büyük değişimlere yol açtığını söyledi.

Bu dönemden sonra insanların artık diledikleri gibi yaşama krizi içerisine girdiklerini belirten Ortaylı, “İnsanlar tüketim istediler. Avrupa bile kendisini fakir hissetti. ABD’ye özendiler. Bu dönemde büyük göç oldu. Bu süreç Almanya’da 10 sene içerisinde bitti. Fransa’da daha uzun sürdü. İngiltere bile gayri memnun insanların yaşadığı bir memleketti. Buralarda insanlar oturup hiçbir şekilde yaşayamıyorlardı. Göç ediyorlardı.”

Ortaylı, yaygınlaşan tüketim anlayışının toplumları bambaşka yerlere götürdüğüne dikkati çekerek, şöyle devam etti:

“Tüketimden kendinizi korumanız gerekiyor. Çünkü bu tüketim sizi bambaşka yerlere götürüyor. Yuva kurduğunuzda, çocuk büyüteceğiniz zaman büyük şehirlerde oturmayacak şekilde hayatınızı planlamanızı tavsiye ediyorum. Uygun küçük şehirlerde oturmak ve çalışmak için kırsal bölgelere yerleşin. Dolayısıyla böyle bir planlama yapmanız lazım. Evleneceğiz, pembe panjurlu evde oturacağız hayalinin dışında kırsal alanda oturacağız, yavrularımız orada büyüyecek gibi bir proje artık romantik, komik bir şey değil, düpedüz hayatın realitesi haline gelmiştir. Çünkü insanoğlu bu aç gözlülükle dünyayı çok tahrip etti.”

– “Kendi başınıza kalmayı öğreneceksiniz”

Gençlere okulları bittiğinde gezmelerini, dünyayı tanımalarını öneren İlber Ortaylı, şunları kaydetti:

“Bizim milletin çok kötü bir alışkanlığı vardır. İnsan canlısı olmak iyidir fakat 24 saat insanlarla birlikte konuşmak anormal bir olaydır. Kendi başınıza kalmayı öğreneceksiniz. Buna meditasyon derler. İnsanın kendi kendine kalması gibi büyük bir vasıf yok. Bunu bilen milletlerin, böyle bir eğitimi olan toplumların çok geliştiklerini görüyorsunuz. Kukumav kuşu gibi oturup, annenizi, babanızı bile 6 aydan 6 aya görün demiyorum. Bu doğru bir şey değil ama devamlı kabile gibi sabah akşam aynı insanlar, aynı manasız laflarla vakit geçirmek uygar bir davranış biçim değildir.”

MAĞRURLARA EMANCIPATION MAĞDURLARA PAX AMERICANA – İsmet Özel

MAĞRURLARA EMANCIPATION MAĞDURLARA PAX AMERICANA (I)

ismet-ozel-kose-yazisi

Eğer “irade” sözünü ağzınıza almışsanız, o iradenin ne üzerinde gösterileceğini de zikre mecbursunuz. Eğer “millî” iradenin tecellisinden bahis açılacaksa hangi meselenin halline dair millî irade doğduğu bilinmek zorundadır.  TDK’nın iradeyi tarif edişi şöyle: “Bir şeyi yapıp yapmamağa karar verme gücü”. Bir şeyi yapıp yapmamak… Neyi? O yapılacak veya yapılmayacak şeyi söylemediğiniz zaman iradeden konuşmamıza imkân yoktur. “Ben istiyorum, kesinkes ve şiddetle istiyorum; ama ne istediğimi bilmiyorum, ne istediğim önemli değil” derseniz, tedaviye muhtaç bir duruma düştüğünüzü belli etmiş olursunuz. Tanzimat Fermanı Türk toplumunu istekli şekle soktu; ama neler istendiği hususunu karanlıkta bıraktı. Batı hakimiyetinin yükseldiği nispette karanlık koyulaştı ve yoğunlaştı. Buna mukabil toplum hayatını amorf duruma sokup toplumu tedavi kaldırmaz derecede hastalığa duçar edenler kararlılıktan, iradeden söz eder oldular. Her sahada aldanma ve aldatma çok zamandır geçer akçe. İnsanlar ömürlerini revaçta olanın kurtarıcılığına inanarak heba ediyor. Ömrün heba edilmeyişi o ömrün bir şeye değip değmediği bilgisinden fışkırabilir ancak.

Hayatın bir gayesi var mı? Bunca zaman yaşamışız da ne olmuş? Ömrümüzde, bünyemizde, üzerimizde hayatta oluşun, hayatta oluşumuzun, canlı olmamızın mânâsı bulunmakta mıdır; yoksa nasıl olduysa oldu, canlılardan biri haline geldik ve bundan ötürü kendimize bir mânâ edinme haline bulaşmamız mı bahis konusudur? Henüz kendisine isimler öğretilmemişken Âdem yine de Âdem olarak adlandırılabilecek vaziyeti kazanmış sayılmalı mıdır? İnsan olarak maddî mevcudiyetimiz, hayat içinde yer tutuşumuz  başlı başına bir mânâya mı taalluk eder; yoksa bizi hayata mânânın gereği mi sokmuştur ve insan olarak bizim bunu ikrardan başka çaremiz kalmamış mıdır? Yer sathında kısa, orta, uzun vadede müktesebatımız kendi mahsulümüz mü; yoksa bu müktesebatı bize temin ediveren biri, birileri mi var? Şahsiyetimiz şartları tayin etmenin gururuyla mı müşekkel; yoksa ne olursak olalım tayin edilmiş şartların mağduriyeti mi kendimize en yakışan şahsiyeti inşa etti?

Hayatın bir gayesi olup olmadığını merak edişimiz, gerçek hayatın, sahici hayatın, aslî ve esasî hayatın yalnızca gayeye mahsus ve sadece ona münhasır olduğunu unutuşumuzdandır.  Ömrümüzü hayatta bir gaye arama çabası yerine gayedeki hayatı keşfe vakfetmeliyiz. İşitip itaat etme emrini aldığımız Kur’an kafamızı her türlü tereddütten sâlim kılabilelim diye nâzil oldu. Türkler kafalarını her türlü tereddütten beri kılıp, iki kez, önce Haçlı Seferlerinin akabinde ve sonra bir İstiklâl Harbi vererek vatan sahibi oldu. Türkler aynı vatana iki kez sahip çıktı. Kur’an nâzil oluncaya kadar insanlığın kafası hayatın gayesiyle meşguldü. Kur’an gayenin hayatının neyle meşbu olduğunu insanlığa gösterdi. Türkler bir vatan sahibi oluncaya kadar insanlığın kafası husumet sebebiyle doğan gayeyle meşguldü. Bir vatana sahip çıkarak Türkler gayeden gayrısının doğurduğu husumeti butlana uğrattı. Sekiz Haçlı Seferi geride bırakıldıktan sonra ne kadar Haçlı Ordusu tertip edildiyse, bu orduların hepsini mağlup eden milletin adı Türk milleti oldu. Türk milleti gayeyle doğdu. İstiklâl Harbi’nin cihat haricinde bir gayesi yoktu.

TÜRK DEĞİLİM DEMEK SUÇ MU, GÜNAH MI, CÜRÜM MÜ, KABAHAT Mİ?

TÜRK DEĞİLİM DEMEK SUÇ MU, GÜNAH MI, CÜRÜM MÜ, KABAHAT Mİ? (I)
Allah nasıl Türklerin diğer milletlerden olan bariz üstünlüğüne bilhassa Hıristiyan takviminin 24-26 Ekim 1596 günlerinde cereyan eden Haçova Meydan Muharebesi’nde teberrüken işaret etmiş idiyse; aynı Allah XXI. Hıristiyan asrının 2007. senesinde de Türkiye’nin ve Türklerin hem AKP yobazlığından ve hem de AKP yobazlarından kurtulmasına vesile olacağı iradesiyle İstiklâl Marşı Derneği’ni yaratarak beni, ben İsmet Özel’i bu derneğin başına getirdi. AKP’ye  niçin yobaz demekteyim? Bu sualin cevabına Millî Selâmet Partisi’ne Millî Melâmet Partisi adını takan Necip Fazıl Kısakürek vasıtasıyla ulaşmayı teklif ediyorum. Necip Fazıl’ın kimin yobaz olduğuna dair izahatı şöyleydi: “Adama yarın yeşil elbisesini giydiği takdirde öleceğini bildirdiğiniz zaman o size cevap olarak, böyle şeylerin cereyan etmeyeceğini ve size bu tarz sözleri bâtıl itikadın söylettiğini iddia eder. Öyle tafralı konuşur ki, bu mükâlemenin vaki olduğu gün yerini yeni bir güne bıraktığında yeşil elbisesini sizin bâtıl itikadınıza inat giyecek sanırsınız. Hayır yanıldınız, ‘ne olur, ne olmaz’ düşüncesiyle yeşil elbisesinin onu öldüreceği korkusundan o gün yeşil giyinmeyecektir.” Doğru olmadığını bildiği şeylerin gereğini yerine getiren adam yobazdan başkası değildir.
AKP on üç sene boyunca şiddeti günden güne artan yobazlıktan başka bir şey yapmadı. Bu demek idi ki, hükümet ettiği müddet içinde AKP’liler devamlı olarak ve sadece doğru olmadığını bizzat kendilerinin gayet iyi bildiği şeylerin gereğini yerine getirerek vakti doldurdu. Bunca zamandır AKP’ye her fırsatta “Millî Menfaat” endişesiyle hareket etmenin kendisine felâket getireceği söylendi. AKP böyle bir hükmün milletçe butlana uğratılmış bir hüküm olduğunu ilân ederek puan topladı. Bundan sonrası için de önündeki yol bu ifa, ika, icra çabasının açtığı bâtıl medeniyet yolundan başkası değil.

Okumaya devam et “TÜRK DEĞİLİM DEMEK SUÇ MU, GÜNAH MI, CÜRÜM MÜ, KABAHAT Mİ?”