Etiket: devlet

Kaymakam, Vali olmak için Karadenizli, Trabzonlu, Rizeli olmak şart mı?

kaymakamlık mülakatlarında dönen torpil sözde referansa sınava katılanlardan gösterilen tepkiler;

  • sinava girmedim ama liste hakkaten dirilis ertugrul
  •  yanisi yok hocam listeye bi bakın dikkatlice
  • Memleketlere de dikkat 🙂
  • yani bizim bu meslegi yapabilmemiz icin KARADENIZLI mi olmamız lazim gercekten cok ilginc 🙂
  • facebooktan bakabilirsiniz hocam. Mesela zikrullah erdoğan rize güneysu lu
  • Ben isyan falan etmiycem ama referans olmadan asla emek verilecek bir sınav değil canimiza yazık çok siyasi
  • Yine olmadı. İlk sınavı kaybettiğinden yazdığım şeyi tekrarlayacağım ” Sadece Allahtan dileyen bekleyen herkese selam olsun .” Bir kez daha girmem listeye bakınca neyin ne olduğu anlaşılıyor zaten.
  • Bu devirde Rizeliysen kralsin. Rizeli olup da liste dışı kalan var mıdır çok merak ediyorum
  • o kadar cok karadenizli aliniyo ki sana sıra gelmemistir sevgili dostum yine de hayirlisi olsun hakkinda
  • istedeki bayanlardan biri ki puani da diplerde..partide aktif rol aldigini biliyorum..sinav gunu herkesin icinde vekilim diye bagira bagira telefobla konusyordu..olmus onun ki
  • 5. Kere de olmadı. Yazıklar olsun

kaynak: forum.tercihiniyap.net/topic/2926/2017-kaymakamlık-sınavı-mülakatları/5277

kamuda liyakatsiz, niteliksiz, tepeden inmeci, kibirli yönetici kangreni

Kamudaki en temel sorunlardan birisi artarak devam eden liyakatsiz atamalardır. Kamu yönetiminde liyakatin yerini işportacı yönetici tarzının aldığını bu köşede yazıp duruyoruz. Günümüzün devlet yapısını kemiren bu hastalığı Koçi Bey yıllar önce dile getirmiştir. Liyakat, yönetimin vazgeçme lüksünün olamayacağı en temel ilkesidir. Nitekim 657 sayılı Kanun’un üç temel ilkesinden birisi de liyakattir. Ancak, devlet yönetimindeki en temel unsur olan liyakat giderek istisna haline gelmeye başlamıştır. Son derece objektif bir kavram olan liyakat yerine, benim liyakatlim senin liyakatlin gündeme gelirse ortaya işportacı yönetici modelinin çıkması kaçınılmazdır. Herkesin ısrarla liyakat demesine rağmen bu ilkenin niçin bu kadar yerlerde süründüğünün en temel nedeni bu anlayıştır. Liyakat olmadan kamu yönetiminde hiçbir sorunun çözülemeyeceğini kesinlikle bilmemiz gerekiyor.

BAYRAĞIMIZDAKİ KIZILLIK ŞEHİT KANI DEĞİLDİR

BAYRAĞIMIZDAKİ KIZILLIK ŞEHİT KANI DEĞİLDİR VEYA
ŞEREFİ TÜRKLÜKTE ARAYIP BULAMAYAN SANIR Kİ TÜRK’E İSOKRATES’TEN ZİYADE METE HAN YAKINDIR (I)

Ahmet Haşim şiirin “ufuklarda yüzen nazenin bir balon” ibaresine hapsedilmesini kusur ittihaz edenlerce kınandı. Giderek Haşim’e cevap “ufuklarda yüzen al sancak” ibaresiyle verilmiş oldu. İslâm dairesinde isek agâh olacağız. Böylesi münasebetleri kör tesadüfler sanma hatasına düşmek Türk’e yakışmaz. Türk’e insanın dünya hayatındaki yerini olduğu kadar, bu yer ile şiir arasındaki münasebeti ayan ve beyan etmek yaraşır. Zira Türk varlığı bu varlığın fark edilmesine fırsat veren günlerden itibaren varoluşun izahıyla bütünleşmiş, Türk vatanını şekle Türkçenin tebcili sokmuştur. Biz Türklerin dik durmasının, durabilmesinin sebebi, gerekçesi dinimizin hediyesi dilimiz vasıtasıyla tarihte iki kez vatanlaştırdığımız topraklardır. Dik duruyoruz; omurgamız var.

ismet-ozelİnsanın şerefi ile omurgası arasında ne münasebet bulunduğu meraka değer. Neye denir omurga? Ne işe yarar? Bir fert, bir şahıs olarak bizzat size omurgalı denilmesi için bir sebep var mı? Hangi sebep var? Bilim dilinde tabir olarak rastladığımız “omurgasız hayvanlar” tasnifte bir yeri işaret ediyor. Dile kulak verdiysek ve dile getirilen insanın omurgasızlığı olduysa, bilinsin ki, bununla tasvirine yeltenilen ahlâk sefaletinden başka bir şey değildir. Hangi insana omurgasızlık yakıştırıldıysa o kimse toplum hayatındaki pespayeliğin delillerinden biri yerine geçer. Öyleyse nedir omurgalı insan? Tarih içinde insanların omurgaları emanet ehli oluşları sebebiyle taayyün etmiş, muayyeniyet kazanmıştır. Omurgası olan metbudur; taabi değil. İnsanların bellerini dik tutabilmeleri kendilerine bir şey emanet edilebilecek karakteri kesp etmeleri şartına bağlıdır. Kim ki, dile kulak vermekten geri durdu, onun şaşkınlığa düşmesine engel olunamaz. Türk dili çerçevesinde CHP Türk milletini devletten, MHP Türk milletini milletten, AKP Türk milletini dinden etti denildiğinde omurgasızlığın neye mal olduğu anlatılmaktadır.

Omurgamız hem bizim söylediğimiz sözler, bizim takındığımız tavırlar, hem de bize hitaben söylenilen sözler, bize karşı takınılan tavırlar itibariyle bir maliyete taalluk eder. Bu satırları okuma zahmetini göze almış biri olarak sizin de Türk’e Mete Han’ı İsokrates’ten ziyade yakın sanma ihtimaliniz yüksek, hem de pek yüksektir. Çünkü modernliğin yükseldiği asırlar içinde Türklere Yahudiler, Ermeniler, Rumlar Türklük hususunda bir zannı hak olarak bildirdi. Ne niyetle yaptılar bunu? Hangi Yahudiler, hangi Ermeniler, hangi Rumlardı bunlar? Bunlar Yahudiliği en üstün değer olarak bilen Yahudiler, Ermeniliği en üstün değer olarak bilen Ermeniler, Rumluğu en üstün değer olarak bilen Rumlardı. Türk’ün ne olduğu, kim olduğu hususunda aralarında vardıkları mutabakatı bize, biz has Türklere yutturmuşlardır. Bu yüzden dünyanın her yerinde sanılır ki Küçük Asya’ya tam tekmil Türk olarak at üstünde gelindi.  Okumaya devam et “BAYRAĞIMIZDAKİ KIZILLIK ŞEHİT KANI DEĞİLDİR”

Fethullahçılar ve Avcı

Çok sık duyduğumuz sözler var.

“AKP’liler, devleti ele geçirmeye çalışıyor” gibi ya da “Fethullahçılar devleti ele geçirmeye çalışıyor” gibi.

Devlet “birilerinin” sahip olduğu ve “birilerinden” koruduğu bir kale anladığım kadarıyla ve bu “kalenin” ele geçirilmesinden korkuyorlar.

Kim bu “kalenin” sahipleri, niye onlar devleti “yönetiyorlar” da “diğerleri” devleti “ele geçirmeye” çalışıyor?

CHP “devleti ele geçirmeye” çalışmıyor mesela, ordu da devleti ele geçirmeye çalışmıyor, yüksek yargı da devleti ele geçirmeye çalışmıyor, onlar hakkında “devleti ele geçirmeye çalışıyorlar” diye bir söz duymadım.

Ama AKP’lilerle Fethullahçılar devleti ele geçirmeye çalışıyor.

Devlet, bu ülkenin bütün vatandaşlarının “yönetmeye talip olabileceği” bir şey değil demek ki, sadece bazılarının yönetebileceği, diğerlerinin ise “ele geçirebileceği” bir şey.

Dün Roni Margulies bu konuda muhteşem bir yazı yazmıştı.

“Bir general, bir emniyet müdürü ‘evet ben Fethullahçıyım’ derse ne yapılması öneriliyor” diyordu, “işten mi atmak gerek adamı? Hapse mi atmak gerek?

İnançları nedeniyle atılması gerek, öyle mi?

Başka kimleri atmak gerek peki? Beğenmediğimiz inançlara inanan herkesi atalım mı?”

Fethullahçıların inançlarının ne olduğunu, diğer Müslümanlardan farklarını bilmiyorum, “ılımlı İslam” oldukları söyleniyor, ne olursa olsun, neticede bir “inanç” değil mi bu?

İnançlarından dolayı insanları suçlayacak mıyız?

“İnanç”, suç mu?

“Fethullahçılık” diye bir suç yok ama Fethullahçı olmak “suçlu” olmak anlamına geliyor neredeyse. Okumaya devam et “Fethullahçılar ve Avcı”

Başbakan Erdoğan, referandum, irtica, darbeler, TÜSİAD hakkında konuştu

Başbakan Erdoğan Habertürk kanalında Yiğit Bulut‘un sunduğu Sansürsüz adlı programa konuk oldu. Başbakan Erdoğan 12 Eylül referandumu, muhalefetin tavrı ve Türkiye’nin gündemine ilişkin sorulara canlı yayında cevap veriyor.

Başbakan Erdoğan, yeni bir anayasa talebinin yıllardır Türkiye gündeminde olduğunu sivil toplum kuruluşlarının ısrarla yeni anayasadan yana olduklarını dile getirirek bu konu üzerine muhalefet partileri ile görüşmeye gittiklerini ancak olumsuz cevap aldıklarını buna karşın hazırlıklarını sürdürdüklerini ve Meclis’ten geçirdiklerini anlattı.

Erdoğan, yeni anayasanın AK Parti‘nin değil devletin politikası olduğunu Anayasa Mahkemesi‘ne giden maddelerin küçük değişikliklerle referanduma gittiğini dile getirerek “Bizim arzumuz esasa girmeden paketin çıkması idi. Müdahale olmasına rağmen biz bu metnin vatandaşın onayına sunulmasından mutlu olduklarını söyledi.

Başbakan Erdoğan, “Referandumda sağlanacak değişimle 2011’a çok daha güçlü bir iktidara doğru gidiş olacaktır. Bu iktidar da daha geniş çaplı bir anayasa için çalışmasını yapacaktır.” dedi.

Başbakan Erdoğan, 2011’de son kez Milletvekili adaylığını koyacağını ama siyasetten kopmayacağını dile getirerek “Dünya’da siyaset tüm liderler belli dönemler için iktidarda durur. Zirvedekyken koltuklar bırakılmaz ise o koltuktan indirirler” dedi. Okumaya devam et “Başbakan Erdoğan, referandum, irtica, darbeler, TÜSİAD hakkında konuştu”

Sigara Paketleri Değişiyor

Sigarayla mücadelede kararlı olan devlet, yeni bir uygulamayı devreye sokuyor.

Sigara bağımlılarına “birleşik uyarılı” önlem geliyor. Sigarayla mücadelede kararlı olan devlet dumansız hava sahası uygulamasından sonra 1 Ocak’tan itibaren birleşik uyarılı sisteme geçiyor. Bundan böyle sigara paketlerinin üzerinde yazılardan sonra resimler de yer alacak. Uygulama için 14 resim seçildi. Sigara tiryakilerinin bu kötü alışkanlıktan vazgeçmeleri ya da içmeyenlerin hiç başlamamaları için resimler, paketlerin görünen yüzüne yerleştirilecek.

CHP’yi Destekleyenlere Önemli Uyarı

CHP’nin son açılımı değişik kesimlerden farklı gerekçelerle destek görüyor. Taraf yazarı Leyla İpekçi CHP’yi destekleyenlere bazı hatırlatmalarda bulunuyor

Türbanı öncelikle siyasi bir sembol olarak bilinçaltımıza kodlayan türbanlılardan ziyade CHP’li zihniyetti. (AKP iktidarıyla, bu argümanı kendi lehine çevirerek kullanmayı sürdürenler elbette oldu.)

Şimdi CHP bu yaklaşımdan bir adım sapmış değil. Çünkü bir kez daha aynı seçkinci ve (en doğrusunu ben bilirimci) yaklaşımıyla yapıyor çarşaf açılımını: “Benim devletle, laiklikle problemim yok diyorsa, kıyafetini değiştir gel diyemeyiz.”

Yıllarca üniversitede okumak isteyen türbanlı kızların “sistemle sorunumuz yok” sözlerine inanmadınız. Onların kafasının içindekilerinin farklı olduğuna hükmettiniz. Şimdi nasıl oluyor da çarşaflı kadınların “biz tehdit değiliz” sözlerine pat diye inanıveriyorsunuz? Bu ikiyüzlü ahlakçılık değil midir?

‘Yeter ki CHP’li olsun, isterse çarşaf giysin!’ Bu şekilcilikle CHP’ye oy verenlerin daha özgürlükçü, daha çağdaş, daha demokrat olduğunu ima ederken komik duruma düşmüyor musunuz? Yine bir siyasi simge oluşturmuyor musunuz zihinlerde?

Çarşaf ve başörtüsü CHP üzerinden aklanırken, türbanlı öğrenciler bir kez daha siyasete feda mı edilecek?

Şimdi AKP’nin elinden bu siyasi sembolü alıyoruz derken yine kendi yarattığınız vehimlerin tuzağına düşmüyor musunuz? Bir kez daha siyasi terminolojiye hapsetmiyor musunuz tüm örtünme gerçeğini? (Ve metafiziğini.)

“Önemli olan örtüyü kim niçin kullanıyor, ona bakmak lazım” diyor Baykal. Sahi nasıl bakacaksınız? Kendi niyet okumalarınızdan başka sahih bir veriye hangi kriterlerle sahip olacaksınız?

Yapılan her türlü anket ve araştırmalar örtünmenin sosyolojisini ortaya koymakla sınırlıyken, insanın kalbindeki niyeti hangi sabit ölçüyle değerlendirip, tanımlayacaksınız?

Birinin mahalle baskısıyla örtünmüş olduğunu saptadınız diyelim, onu bu sosyolojik vakadan dolayı nasıl ‘dinci’ diye niteleyeceksiniz? Ve sistemi tehdit ettiği sonucunu nasıl çıkaracaksınız? Sadece sosyal baskıyla örtünüyor diye: Onun ‘sofu’ veya ‘irticacı’ olacak denli ciddi bir ‘tehdit’ içerdiğinin hükmünü verebilir misiniz kolayca?

Peki, vahiy ile akıl arasında güçlü bir bağ kurarak kalbinden teslim olmuş birinin kendi iradesiyle örtünmesi mi sizin için tehlike arz edecek? Böylesine dinin ruhundan konuşan biri size örtünmenin bir kalp hakikati olduğunu ve aslında kimseye bunun dayatılamayacağını söylediğinde ne olacak? Hangisini yargısız infaz edeceksiniz sisteme tehdit görerek?

LEYLA İPEKÇİ – TARAF