Etiket: gönül

bunca yıldır daldan dala gonarsın, yuva yap bir dala gal gayrı goñüm

Bunca yıldır daldan dala gonarsın
Yuva yap bir dala kal gayrı goñüm
Beyhude yerlere boşa yanarsın
Canıyın gıymatını bil gayrı goñüm

Goñülün sevdiği nazla geliyo (geliyo geliyo)
Aşk oku bağrıma hızla geliyo (geliyo geliyo)
Bunca dert yükledim fazla geliyo (geliyo geliyo geliyo geliyo)
Derdine bir ortak bul gayrı goñüm
Sen de eller gibi gül gayrı goñüm

Garip goñüm gayrı feryad ediyo
Gönül yarsız bu dünyayı ne’diyo
Umut hayal olmuş gençlik gidiyo
Yokuşa düşüyo yol gayrı goñüm
Sen de eller gibi gül gayrı goñüm

neset-ertas-gonul

yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek; dağlardan çektirilen, kalyonlar çekilecek; kerpetenlerle surun dişleri sökülecek

Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın... Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.!

FETİH MARŞI

Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek;
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek

Yürü, hâlâ ne diye oyunda oynaştasın ?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!

Sen ne geçebilirsin yardan, anadan, serden….
Senin de destanını okuyalım ezberden…
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden…

Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın…
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!

Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini…
Göster : Kabaran sular nasıl yıkar bendini ?
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini

Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!

Bu kitaplar Fatihtir, Selimdir, Süleymandır.
Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinandır.
Haydi artık uyuyan destanını uyandır.!

Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın
Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın.!

Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin… Millet yürüyecek arkandan !
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasandan ….

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!

Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin !
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın…

Yürü, hâlâ ne diye kendinle savaştasın ?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!

Arif Nihat ASYA

yağmur gibi yağarsa belâ sen baş açarsın, can vermeğe dost yoluna sen kurbâna mı geldin

Ey bülbül-ü şeyda yine efgâna mı geldin,
Azm-i gül edüp zârıyla giryâna mı geldin.

Pervâne gibi âteşe daim cân atarsın,
Evvelde bu aşk ödüne sen yâna mı geldin.

Yağmur gibi yağarsa belâ sen baş açarsın,
Can vermeğe dost yoluna sen kurbâna mı geldin.

Herşey çalışır bir sıfatı eyleye mâ’mur,
Sen cümle sıfat ilini vîrâna mı geldin.

Vech-i ahadiyet ki şu eşyâda görünmüş,
Bu kesrete ancak seyrâna mı geldin.

Bir kimse senin olmadı hiç râzına mahrem,
Bilmem bu cihân içine yekdâne mi geldin.

Bu hasta Niyâzî ye şifâ remzin edersin,
Derde düşenin derdine dermâna mı geldin.

Vech-i ahadiyyet ki şu eşyâda görünmüş,
Bu kesrete ancak anı seyrâna mı geldin.

Niyazî Mısrî

Divân Şerhi, Mahmut Sadettin Bilginer, Esma Yay

Repertuar No
3046
Yöresi- İli
SİVAS  
İlçesi- Köyü
–  
Kaynak Kişi
AŞIK VELİ REVANİ
Derleyen
 MUZAFFER SARISÖZEN
Notaya Alan
 MUZAFFER SARISÖZEN
İcra Eden
 
Makamsal Dizi
MAHUR 
Konusu – Türü
Aşk – Sevda 
Karar Sesi
Sol 
Bitiş Sesi
Sol 
Usül
6/8 
En Pes Ses
Sol 
En Tiz Ses
La 
Ses Genişliği
9 Ses 

şeyda : Çılgın
efgan : Ağlayıp haykırma
zar : İnleme, ağlama
giryan : Gözyaşı
remz : İşaret
dil : Gönül
virane: Yıkık, terkedilmiş yer, harabe, ören

eller beğenmezken balı, hurmayı; evdeki tükenen una ne dersin?

Gönül arz eyliyor dostu görmeyi
Engel bırakmıyor buña ne dersin
Eller beğanmezken (beğenmezken) balı, hurmayı
Evdeki tükenen una ne dersin (una ne dersin)

Kimisi dünyada muradın almış
Kimi zevk-i sefa keyfine dalmış
Kimi dert elinden çaresiz kalmış
Biçare dolaşır buna ne dersin
Kimi dert elinden çaresiz kalmış
Biçare dolaşır buña ne dersin

Kimi yaptığına öğünür durur
Kimi pişman olmuş döğünür durur
Kimi bağrı yanmış göğünür durur
Kerem gimi yanan kula ne dersin (kula ne dersin)
Kimi bağrı yanmış göğünür durur
Kerem gimi yanan kula ne dersin (kula ne dersin)

Kimi datlı dilli, güler yüzlüdür
Kimi daştan katı, ağır sözlüdür
Sormayın garibin derdi gizlidir
Başındakı binbir hala ne dersin

neşet ertaş: ârife tarif ne hacet hak meydanda gördüyüsen

Arife tarif ne hacet
Hak meydanda gördüyüsen
O senindir sen onunsun
O sendedir sen ondasın
Eğer bile bildiyisen

Arif olan bunu sezer
Derunumdan gevher ezer
Daima seniyinen gezer
Can gözüynen gördüyüsen

Arif olan bunu bilir
Derunumdan gevher alır
Daha geride ne kalır
Dosta gönül verdiyisen

Arifce bir kelam ettin
Gevherleri talan ettin
Sende arif olup gittin
Eğer garip olduyusan

neşet ertaş

kapatırlar seni bir hâl-i haraba yalınız; ol karanlık geceler kendine bir yâr ara bul

Ey gönül, kendini vezn etmeye kantar ara bul!
Yürü git, kantarına halis olan a’yar ara bul!
Kapatırlar seni bir hâl-i haraba yalınız;
Ol karanlık geceler kendine bir yâr ara bul!

Kimi dosta varır dosta bendolur
Kimi nefse uyar kahrolur gider

Kimi gülistanda goncagül olur
Kimi goncagüle hâr olur gider.

Kimi tevbe eder esfiya olur
Kimi inat eder eşkiya gider

Kimi Ahmed seni uzaktan tanır
Kimi yaklaşır da kör olur gider.

Gel Ey kardeş HAKK’ı bulayım dersen,
Bir kamil mürşide varmayınca olmaz.
Rasul’ün cemalin göreyim dersen
Bir kamil mürşide varmayınca olmaz

Yahya SOYYİĞİT- Veysel DALSALDI

asfiyâ – esfiyâ: Saf ve temiz, hâlis, her türlü kötülükten arınmış kimseler, ermişler

vezn etmek: tartmak