Etiket: Hüseyin C. Yalçın

zekâvet ne demek?

(ﺫﻛﺎﻭﺕ) i. (Arapça: ẕekā’dan ẕekāvet) [Türkçe’de türetilmiştir] Çabuk anlama ve kavrama yeteneği, zekâ:
Elhâsıl, hüsn-i ahlâkça ve akl ü zekâvetçe cümle nâsa fâik ve her türlü medh ü senâya lâyık idi (Cevdet Paşa).
Zekâvetlerini ispat edecek sûrette sözler söylüyorlardı (Hüseyin C. Yalçın).
Kendini çok zekî sananlar böyle oluyor. Senin kafatasının içinde zekâvet daha ağır basıyor, ama bâzan da miktârı az olan belâhet zeytinyağı gibi üst tabakaya çıkıyor (Refik H. Karay).


Zekâvet-mend (ﺫﻛﺎﻭﺗﻤﻨﺪ) tür. sıf. (Farsça -mend ekiyle) Çabuk anlayan, zeki (kimse).
Zekâvet-mendâne (ﺫﻛﺎﻭﺗﻤﻨﺪﺍﻧﻪ) tür. sıf. ve zf. (Farsça -mend ve -āne ekleriyle) Zeki kimseye yakışır tarzda.

nühüft nedir, nühüfte ne demek?

nühüft: (ﻧﻬﻔﺖi. (Farsça nuhuft “gizli”den) Mûsikîmizde yegâh makāmına aşîran (mi) perdesine nakledilmiş bir uşşak dörtlüsü ilâvesiyle elde edilen, en az altı buçuk asırlık bir birleşik makam: 

Uşşak usûlüyle nühüft etti nevâsın / Gördü ki çıkış vermedi zîr ü bem-i hasret (Nedim). 

Haftada iki gün usûl ve saz muallimleri gelirdi… Biz hepimiz diz çöküp halka olarak nühüft, dilkeşhâveran faslının devr-i kebirleriyle ağır bestelerinden, şarkılarından geçer, hoca hanımdan da Kur’ân-ı Kerim okurduk (Fahri Celâl).


nühütfte: (ﻧﻬﻔﺘﻪsıf. (Farsça nuhufte) Gizli, saklı: 

Nühüfte gevher-i kân-ı maârif dürc-i tab’ında / Fürûğ-ı nûr-ı takvâ vech-i pâkinde hüveydâdır (Fıtnat Hanım). 

Mâhiyyeti kendisince meçhul / Bir sır ki durur nühüfte serde (İsmâil Safâ).

(…) Seyelân ederek o âna kadar nühüfte duran hissiyâtını uyandırıyor (Hüseyin C. Yalçın).