Etiket: insan

bir anadan dünyaya gelen yolcu, görünce dünyaya goñül verdin mi

dünya senin vatanın mı yurdun mu
bir anadan dünyaya gelen yolcu

bir anadan dünyaya gelen yolcu
bir anadan dünyaya gelen yolcu
görünce dünyaya goñül verdin mi
görünce dünyaya goñül verdin mi
kimi böyük, kim böcek, kimi kul
marak edip heçbirini sordun mu
bunlar neden nedenini sordun mu

insan ölür amma uruhu ölmez
insan ölür amma uruhu ölmez
bunca mahlukât var heç biri gülmez
bunca mahlukât var heç biri gülmez
cehennem azabı zordur çekilmez
cehennem azabı zordur çekilmez
azap çeken hayvanları gördün mü
azap çeken hayvanları gördün mü

insandan doğanlar insan olullar
insandan doğanlar insan olullar
hayvandan doğanlar hayvan olullar
hayvandan doğanlar hayvan olullar
hepisi de bu dünyaya geliller
hepisi de bu dünyaya geliller
ana haktır sen bu sırra erdin mi
ana haktır sen bu sırra erdin mi Okumaya devam et “bir anadan dünyaya gelen yolcu, görünce dünyaya goñül verdin mi”

Levent Gültekin 7 Kasım 2016 Köşe Yazısı

Doğum sancısı mı, ölüm sancısı mı?

Meclis’in devre dışı bırakılması, Anayasa’nın askıya alınması, bütün dünyaya ayar verme üzerine kurulu dış politika, el konulan medya organları, hapse atılan aydınlar, yazarlar, gazeteciler, seçilmişler…

İçeride ve dışarıda sürdürülen büyük bir kavga var.

Kimilerine göre bu tablo ülkenin ölüm sancısı.

Böyle düşünenlerin arasında her ne kadar farklı nedenlerle seslerini çıkaramasalar da kuşkusuz bir kısım AK Partililer de var.

Diğer taraftan bir kesim var ki tüm bu kavgaları, yaşananları güçlü bir Türkiye’nin doğum sancısı olarak görüyor.

Muhalifler susturulunca her şeyin yerli yerine oturacağını sanıyorlar.

Hemen her yazımda bu gidişatın felaket, yıkım, yani çekilen sancının ölüm sancısı olduğuna bir şekilde vurgu yapıyorum.

Müsaade ederseniz bugün, niçin doğum değil, ölüm sancısı olduğunu bir kez daha tane tane anlatmak istiyorum.

Tüm bu kavgalardan, çatışmalardan sonra ortaya güçlü bir Türkiye çıkacağını sanan, düşünen sevgili kardeşim:

Her ülkede farklı düşünen; farklı inançtan, mezhepten, ideolojiden, etnisiteden insanlar yaşıyor.

Gelişmiş toplumlar, bir arada yaşamanın formülünü bulmuşlar. Bu formülü de güçlü bir anayasa ve bağımsız bir yargı ile teminat altına almışlar.

Çünkü herkesin fikriyle katkı sunduğu değil de “bir kimsenin” üstünlük kurmaya çalıştığı ülkelerde kaos, çatışma, insanların enerjisini yok eden kavgalar bitmiyor.

Bitmiyor. Çünkü kimse kimseye boyun eğmez. Kimse kimsenin yaşam tarzını dayatmayla kabul etmez. Bu tür kavgalar ilelebet sürer gider.

İnsanlar baskıyla, o baskının neden olduğu korkuyla belki bir süre sinerler ama teslim olmazlar. Huzursuz olurlar. Tatsız olurlar. Ülkeyle duygusal bağları zayıflar. Öğretmendir, doktordur, mühendistir. Kendini bu ülkede değersiz hissettikleri için verimli çalışmazlar. Üretemezler. Çok güzel hastaneler yaparsın ama içinde canla, başla çalışacak doktor bulamazsın.

Çok güzel okullar yaparsın ama çocuklarını teslim edecek canla başla çalışan öğretmenler bulamazsın.

Üstelik bu kötü senaryo işlerin “iyi gitmesi” sonucu olur.

Çünkü daha da kötüsü olabilir. Okumaya devam et “Levent Gültekin 7 Kasım 2016 Köşe Yazısı”

Yaşam Koçu Orhan Çınar’ın ‘Burçları bilmek neyi değiştirir’ yazısı

Aslında burçlara inanmak istemiyorum dine uygun olmadığını düşünüyordum ta ki yaşam koçu Orhan Çınar‘ı Ülke Tv de Turgay Güler‘in sunduğu Sıradışı programında izleyene kadar.Orhan Çınar diğer burçları gün, tarih, saat belirterek geleceği biliyormuşcasına yorum yapan kainliğe özenen insanlardan çok çok farklı bence…
Buyrun; Burçları bilmek neyi değiştirir? yazısı
Niçin burçlar? Günlük yaşamda inanarak veya inanmayarak her insan burçlarla ilgili öyle ya da böyle küçük araştırmalar yapmıştır. Çünkü görünenin dışında soyut olan her şey insanların ilgisini çekmektedir.
Ben de burçlara inanmayarak basit bir merakla başladım. Önce kendimi araştırdım. Magazinden gerçeğe doğru gittikçe, öyle ilginç öyle gerçek şeyler buldum ki araştırmalarımı gittikçe derinleştirerek hobimi ilgi alanına çevirdim.

Kur’an-ı Kerim’de İsra 84’te “Her kul yaratılmış olduğu şekle göre davranır” der. İnsanların “yaratılış şekli” dediğimiz burçları iş, eş ve ilgi alanlarında bize uygun kullandığımız takdirde başarı çok daha yüksek ve gerçekçi olmaktadır.

Ben, magazindeki veya insanların sıradan kullanımındaki burçları tartışmıyorum. Ben günlük yaşantımızda kendimizi tanımak ve ilişkide olduğumuz ve olacağımız insanları daha iyi tanımak, daha iyi yorumlayabilmek ve onlarla maksimum başarıyı elde edebilmek için burçları savunmaktayım.

Her burcun kendine ait üstün ve zayıf yönleri tabii ki vardır. Bizi ilgilendiren iyileri daha iyi bir noktaya taşımak, kötüleri yönlerini de bize zarar vermez hale getirebilmektir.

Örneğin ben Yay burcundanım. Yayın düşmanı Başaktır. Ben Başak bir insanla iş veya duygusal bir birlikteliğe girdiğim takdirde en iyisi olmayacağı kesin.

İlla burçlara göre davranalım demiyorum. Ama yan bilgi olarak kullanmanın da bize fayda sağlayacağına inanıyorum.

Bu hava tahmin raporu gibi bir şey. Meteoroloji’nin görevi, bize olası hava durumunu vermektir. İster Meteoroloji’nin yaptığı olumsuz uyarıyı dikkate almaz yola çıkar ve başımıza gelenlere katlanırız, ister onu dinler tedbirimizi alırız.

Bu kadar net ve basit.

Yani 12 burcun iyi ve kötü yönlerini bilmemiz, bize bir zarar getirmeyeceği ortada. Peki ya öğrendiğimiz takdirde bizi kara geçirecekse niçin ön yargılarımızın kurbanı olup böylesine zararsız ve masrafsız bir bilgiden uzak duralım.

Örneğin, liderlik Aslan ve Akrep burçlarındaki insanlara verilmiştir. Enerjinin fazlası Boğa ve Koçtadır. Güzel sanatlar, İkizler, Kova ve Terazinin tekelindedir.

Araştırın göreceksiniz, boşanma ve biten ortaklıkların ardında zıt burçların başta birbirini çekerek daha sonra fazla yakınlaşmanın verdiği yan etki ile boşanmalar ve ortaklıkların bittiğini görmekteyiz.

Biz mümkünse, somut ve soyut eldeki tüm doneleri kullanarak insan ilişkilerinde en iyiyi yakalamak derdindeyiz. En iyi eşi, en iyi işi, en iyi elemanı seçmenin neresi yanlış?
Kaynak

Zaman Gazetesi Yazarı, Davranış Bilimleri Uzmanı Dr. İlhami Fındıkçı düşüncelerimi yazmış

Düşüncelerine harfiyen katılıyorum sayın Dr. İlhami Fındıkçı.Yazıyı daha çok kişinin okuması ve faydalanması için burada paylaşıyorum buyrun;
Yalnızlık, yabancılaşma, kendi değerlerimizden uzaklaşma, aynı aile içinde anlaşamama, daralan insani değerlere inat yükselen şiddet, neredeyse hayatın her santimetrekaresini gölgeleyen cinsellik.

Küreselleşme baskısı, dünya insanını giderek daha fazla benzeştiriyor. Giderek aynı şeyleri yiyor, aynı markaları giyiyor, aynı filmleri izliyor, aynı sanal ortamları, programları, ikonları kullanıyoruz. Ruhsal bir ironi sanki. Yeryüzündeki yalnızlığımız, yabancılaşmamız ve öz değerlerimizden uzaklaşmamızla baş etmek için aynılaşıyoruz. Aynılaştıkça kendimiz olmaktan uzaklaşıyor, dönüşüyoruz. Öyle ki ailede, işyerinde ve toplumda insanlara en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde çatışıyor ve uzaklaşıyoruz. Çünkü, kendimizle iyi değiliz. İç barışımızda zedelenmeler var. Bizi biz yapan temel insani değerler ve ahlak anlayışında bir bocalama, bir zemin kayması var. İnsanı ayakta tutan ruh ve manevi değerler sisteminde erimeler var. Varlıklar âlemindeki yerimizi konumlandırmada çelişkilerimiz var.

İnsanı, kendisi olmaktan uzaklaştıran birçok faktör arasında genel olarak yayınları ve özellikle TV yayınlarını öncelikle vurgulamalıyız.

Gerçekten de son dönemlerde ülkemizdeki kimi görüntülü yayınların, giderek daha yoğun biçimde bireylerin içgüdülerine yöneldiğini görüyoruz. Bazı diziler, komedi programları, reklamlar, hatta tartışma programları, yıllar öncesinin Dallas dizilerini aratır hale geldi. İçgüdüler âleminin baş aktörü cinselliğin, Freud’un bile kemiklerini sızlatacak düzeyde hayatın merkezine yerleştiğini hayretle izliyoruz. İçgüdüsel tatminlere odaklanan ve evrensel insani değerler ile toplumsal ahlakı altüst eden kimi yayınlar; bireyin, ailenin ve toplumun ruh hayatındaki tahribatını ve yabancılaşmayı her geçen gün arttırıyor.

Berlin’deki konferansımızın sonundaki soruların çoğu da dillerini ve kültürlerini unutmamak için ısrarla izlenen dizilerdeki aile içi ahlaktan uzak, garip cinsel içerikli yönelimlerle ilgiliydi.

Sığ bir bakışla, arzu edilmeyen yayın izlenmesin denilebilir. Ama bu ayrımı yapamayacak konumdaki çocuk ve gençleri, içgüdülerinin baskısına yenik düşen yetişkinleri ne yapacağız?

Küçük bir inceleme yaptığımızda gördük ki bizdeki kimi yayınlar, dünyadaki örneklerin çok ilerisinde ve doğrudan ailenin sosyal dokusunu yıpratan kronik bir sorun haline gelmiş.

“Kötü adam”, “kahraman” oldu

Dizinin birinde yaşlı adamın genç eşi, adamın yeğeniyle birlikte. Adamın genç kızı da bu yeğene âşık. Evin dadısı da yaşlı adama tutkun. Hâsılı kelam, kimin eli kimin cebinde belli değil. Bir diğerinde iki ortak işadamı, çalışanları olan bayana tutuluyor ve cinsel içerikli bir köşe kapmacadır gidiyor. Çocuklara yönelik bir dizide, evin 10 yaşındaki oğlu, babasına; “gençliğin artık cinsellik tabusunu yok ettiğini, ahlak kavramının eskide kalan bir uydurma” olduğunu söyleyiveriyor. Cinsellik, kimi tartışma programlarının da baş konusu. Bir ünlünün ağırladığı diğer ünlü, evliyken yaptığı kaçamaklardaki ustalığını ve bu işin püf noktalarını anlatıyor uzun uzun. Kimi reklamlar da cinselliği, daha ergen bile olamamış çocukların masum dünyalarına indirgemenin telaşında.

Daha da vahim olanı, toplumsal ahlakın dışına düşen bu tür cinsel ilişkilerin adeta teşvik ediliyor algısıdır. Öyle ki izleyici aile, dizideki gayri ahlaki ilişkinin muhataplarca fark edilmemesi için neredeyse dua edecek konuma gelebiliyor. Cinselliğin egemenliğinde bir hayat yaşayan, uyum ve davranış sorunu olan “kötü adam”, kahraman olarak teşvik görüyor.

Bir komedi programındaki skeçlerden biri; insan ilişkileri ve iletişim bakımından çevremizdekilerin ne kadar dürüst ve gerçekten ne kadar yanımızda olduklarını sorguluyor. Konu, günümüz insanının önemli sorunlarından biri. Ama araya sıkışan algının tahribatı, yüzleri kızartıyor: 20 yıldır oğluna sahip çıkmamış gencin babası oğluna; “annen amcanla kırıştırdı” diyor. Genç, hayretle aynı sahnedeki annesi ve amcasına dönüyor. Anne, “Evet, ben o dönemde ilgisiz kalmıştım, amcan benimle ilgileniyordu, boşluğu doldurdu, hem amca baba yarısıdır.” diyor. En küçük bir utanma belirtisi göstermeyen pişkin amca, beden dili ile onaylıyor olanları. Diyalogda hatalarımız olabilir ama olay, mealen böyle. Değer yüklü sözlerimiz bile cinsel arzuların emrinde.

Toplumsal duyarlılığı ile milyonların gönlüne girebilmiş bir sanatçıdır Yılmaz Erdoğan. Programının, giderek cinsellik odaklı yönelişinin oluşturduğu yanlış algı, muhtemelen onun da dikkatinden kaçmıştır.

Kimi yayınların oluşturduğu bu tür algıların, kişilik oluşumu sürecindeki çocuk beyinlerdeki karmaşayı, yetişkinlerin ruh dünyasında oluşturduğu çelişkiyi ve nihayet günümüz insanının giderek daralan, renksizleşen, rutinleşen, ötekileşen, tükenen ruh dünyasının daha da karartılmasını görmezden gelemeyiz. Bu tür yayınlar, sadece ülkemiz insanı, yerleşik kültürümüz bakımından değil, tüm dünya insanı için evrensel insani değerlere ve ahlaka denk düşmeyen bir yöneliştir.
Her fırsatta içgüdüsel zaafların kullanılması, mikroplu kanın kılcal damarlarda yayılması misali, insanlığın ortak ahlaki değerlerini yavaş yavaş zayıflatıyor, yıpratıyor. Değersizliği, bir değer haline getiriyor.

Adeta bir akıl tutulmasına dönüşen reyting derdi, birey, aile ve toplumun ruh sağlığının önüne geçiyor. Bu durum, ahlaki erimenin yanında kişisel ihtiyaçların tatmin alanını değiştirmekte ve maalesef sessiz ve derinden hormonlu bir benlik oluşumuna da neden olmaktadır.

Reyting derdi ve akıl tutulması

Bilindiği gibi kişiliğin üç temel ihtiyaç alanı; içgüdüler, zihin ve ruhtur. İçgüdüsel ihtiyaçlar, herkes için geçerli olup; yeme, içme, korunma, barınma, cinsellik gibi doğrudan kişinin bedenine ve benliğine ilişkin arzuların tatmin alanıdır. İkinci seviye içgüdüsel ihtiyaçların, mantık süzgecinden geçirildiği zihinsel tatmin alanıdır. Nihayet en üst seviye olan ruhsal alan, gerek içgüdüsel gerekse mantıksal ihtiyaçların, toplumun beklentileri ışığında tatmine kavuşturulduğu düzeydir. Yayınların en kolay yol olan içgüdülere yönelmeyi bırakıp, bireyin zihnine ve ruhuna hitap edebilmesi gereklidir.

Asla yalnız yürümeyeceksin

Aksi halde bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de ahlak erozyonu yaşayan, şiddetin kapsama alanına giren, evlerini terk eden, ruh sağlıkları bozulan, madde bağımlısı olan, eşlerinden boşanan bireyler giderek çoğalacaktır. Bütün maddi zenginliğine karşılık, 2003’ten beri depresyon tedavisi gören ve girdiği ruhsal daralmadan, trenin önüne atlayarak kurtulmaya çalışan ve yaşamına son veren ünlü Alman futbolcu Robert Enke gibi. Hayatta yalnız olan Enke’nin cenazesi, “Asla Yalnız Yürümeyeceksin (You’ll Never Walk Alone)” şarkısı eşliğinde kaldırıldı.

Unutulmamalıdır ki tek tek bireylerin ruh sağlıkları ve temel ahlaki değerleri korunduğu oranda aile ve toplumun ruh sağlığı korunabilir. Nitekim parçalanmış kişilikler, bilgi çağının tüm kazanımlarına rağmen dağılmış ailelere ve parçalanmış bir topluma yol açacaktır.

Zaaflarını kullanarak ucuz ve kısa yoldan insanlara ulaşan; içgüdüsel arzularını alabildiğince şişiren; benliklerini, dünyaya kör olacak kadar büyüten; bireyselliği, ötekileri ezecek hale getiren; toplumsal ahlak ve evrensel insani değerlere sırtını dönen yayınların acilen otokontrole ihtiyacı vardır. Aksi halde izleyiciler olarak; gayri ahlâkî davranışları olan, sorunlu tipleri giderek daha çok korumaya, alkışlamaya yöneleceğiz ve benzeyeceğiz.
Kaynak: Zaman

lida

lida nedir? nerede yapılır? nasıl olur? lida nasıl kullanılır? lida kullananların yorumları vs. hepsini anlatacağım sabırsızlanmayın.
lida çinin bilmem ne eyaletinde yetişen yabani bir ot.Hatta buna çay diyenlerde var.Bu çayı içersek zayıflar mıyız? diye sorarsanız; kesinlikle kullanmayın zayıflama ihtimaliniz var ama ölme ihtimalinizde var diye cevaplanırım.Çünkü lida ve benzeri ürünleri kullanarak zehirlenen, ölen, sağlığı bozulan bir çok insan var.Şimdi siz lida kelimesini google da aradığınızda binlerce site çıkar ve hepsindeki içerik hemen hemen aynıdır ve lida zayıflatır, lida çok sağlıklı birşeydir diye yazarlar ama tamamı lida satmak için kurulan bir tezgahtan ibarettir.Hatta adamlar lida kullananların yorumları diyerek lida ile hemen zayıfladım çok faydalı ve buna benzer lidayı öven yorumlar yazıyorlar ve bence bu yorumların yüzde yüzü uydurma.Size tek tavsiyem lida kullanmayın.

fx15

fx15 çok enteresan bir isim ama nedir ne olduğunu bilen gören var mı? fx15 dikkatli okuyun…
ekşi sözlükler ara nağmeler;
şu günlerde kapış kapış giden bi diyet ilâcı. büyük iddiaları var şöyle zayıflatırım böyle sağlıklıyım gibi. bir ayda 11 kilo veren insanı da gördüm onu da söyleyeyim. 3. sayfa haberleri arasına girmemesini ümit ediyoruz.

Bakın bu yoruma dikkat edin; benim bünyemde pekde bi işe yaramadığı görüldü.
diğer fx15 yorumu
eczacı arkadasımın ısrarı üzerine bugün denemeye başlayacagım ilac fx15. anlatılanlara göre iştahı kesiyomuş, acıktırmıyomus falan filan. deneyip göreceğiz.
ben ne anlarım fx15 den kilom yok ki neden zayıflamaya çalışıyım.