Etiket: kavim

Türkçe İtikadi bir lisandır, Türkçe bir İslâm dilidir

Türkçenin bir İslâm dili olduğu şeklindeki iddiamızda gözüpeklik gösteriyoruz. Türkçe, bir kavmin dili değildir; Türkçe İslâm’ın bir dilidir. Ve Allah bize, biz Türklere, İslâm’ın kılıcı olmamızın mükâfatı olarak bu lisanı vermiştir. Bu benim şahsî görüşüm, şu mânâda: Dünyada dil bilimciler var, dil felsefesi yapan insanlar var, falan filan… Onlar hiçbir zaman benim söylediğim şeyi söylemiyorlar. Ben şunu söylüyorum, diyorum ki: Allah her millete layık olduğu bir dil vermiştir. Her millet hangi lisana layıksa o lisanla tekellüm eder. Dolayısıyla Türkler tarih sahnesine İslam’ın kılıcı olarak çıktıkları için Allah da onlara bir itikad dili verdi. Buna verdiğimiz ilk örnek şudur: Biz Türkler “kaza”ya uğrarız. Yani otomobil kazası geçiririz ya da bir yerden düştüğümüzde, “Başımıza bir kaza geldi.” deriz, değil mi? Kaza Arapça bir kelime ve kaderle birlikte kullanılıyor çoğu zaman. Ama Araplar başlarına böyle bir şey geldiğinde böyle söylemiyorlar. Yani biz Türkler hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine inanan bir kahraman ırktan geldiğimiz için Allah bize kazaya uğramamızın kader olduğunu öğretmiştir. Biz Türkler “kaza oldu” deriz. Yani Almanlar bunun için “unfall” derler, istenmeyen vaka anlamında. İngilizler buna “accident” der. Yani aslî olmayan bir şey oldu, arızî bir şey oldu, arıza oldu der ama biz, “kaza oldu” deriz. Bu sadece burada olup biten bir şey değil; bizim Türkçe konuştuğumuz her şey itikadımızla alâkalıdır. Biz Arapça olmayan, Farsça olmayan şeyleri de dinimize uygun olarak telaffuz ederiz. Yani biz din düşüncesi olmadan hiçbir şey söylemeyiz. Biz, kötü söze “küfür” deriz, “O bana küfretti.” Yani bana sövmekle –kendisini imandan uzak bir duruma soktuğu gibi-beni de imandan uzak bir pozisyonla itham etmiş ve itikadıma zarar vermek suretiyle küfretmiştir.

türkçe islamın kılıcı

İsmet ÖZEL

Türklerin bir geleceği var mı? Varların bir geleceği Türk mü?

Ağzımdan çıkanı kulağım şu şekilde işitiyor: Varların bir geleceği Türk değilse, Türklerin de bir geleceği yoktur, olmayacaktır. Ağzım “varlar” dediğinde kulağım hem mevcudatı, hem de mahiyeti işitiyor. Hem var olanların vücut bulduklarına kani oluyor, hem de onların ispat edilişinden memnuniyet duyuyorum. Varlar ki, hesaba çekilecekler. Hesaba çekileceğim ki varım.

Türk topraklarında vebadan kaçar gibi milliyetçilikten kaçılıyor. Hangi milliyetçilikten? Sadece Türk milliyetçiliğinden. “Ulusalcılık” garabetine Türk milliyetçiliği denilemeyeceği bütün ahmakların aklına yatıyor. Milliyetçilik davası Müslim ve gayr-i Müslim her türden anasırın yürüttükleri bir dava. Türk milliyetçiliği takbih edilmek üzere hazırda bekletiliyor; ama elimizin altında hazır (konfeksiyon) bir Türk yok. Ismarlamak istesek kime müracaat edeceğimiz meçhul.

Yaşadığımız topraklarda Türk kelimesini önce ihtida etmiş bin türlü yerleşik (medeni?) anasır bir şekilde, aslına matuf “Török” ifadesini örtecek bir şekilde kullandı. “Al turpu vur Türk’e yazık oldu al turpa” diyen onlardır. Tıpkı bir zamanlar ilk hıristiyanlaşan Rumların henüz hıristiyanlaşmamış Rumlara seslenirken “Yunan” ibaresini kullanışları gibi… Tanzimat sonrasında Yahudiler, yaşadığımız topraklarda başımızdan geçenleri hiçe sayıp, kendilerini de Türk dairesine sığdırabilecek, Hazar merkezli bir kavmin adı olarak hakkında literatür üretilen Türk’ü icat ettiler. En sonunda inkılâpçı Cumhuriyet rejimi ceberrut devlete sadık, İslâm’ın vecibelerine bigâne Türk uğruna varını yoğunu harcadı. Türk karmakarışıktı. Ağyarını mâni, efradını câmi bir Türk kimsenin bilgisi dahilinde olmadı. Türk hiçbir zaman şark kurnazlığını tedaiden geri durmadı. Okumaya devam et “Türklerin bir geleceği var mı? Varların bir geleceği Türk mü?”