Etiket: şiir

geldi ammâ neyleyim, sensiz bahârın şevki yok

geldi ammâ neyleyim, sensiz bahârın şevki yok

gül hazin, sümbül perîşan… bağzârın şevki yok;
derdnâk olmuş hezâr-ı nağmekârın şevki yok;
başka bir hâletle çağlar, cûybârın şevki yok;
âh eder, inler nesîm-i bî karârın şevki yok;
geldi ammâ neyleyim, sensiz bahârın şevki yok.

farkı yoktur giryeeden rûy-ı çemende jalenin,
hun-ı hasretle dolar câm-ı safâsı lâlenin,
meh bile zücretle âguşunda ağlar hâlenin,
gönlüme tesiri olmaz âteş-i seyyâlenin…
geldi ammâ neyleyim, sensiz bahârın şevki yok.

ruha verdikçe peyâm-ı hasretin her bir sehâb
cana geldikçe temâşâ-yı ufukdan pîç ü tâb
ihtizâz eyler çemen, izhâr eyler bin ızdırâb
hem tabîat münfail hecrinle hem gönlüm harâb
geldi ammâ neyleyim, sensiz bahârın şevki yok.

Recaîzâde Mahmud Ekrem

Vara vara vardım ol kara taşa / Hasret kodun beni kavim kardaşa

Vara vara vardım ol kara taşa
Hasret kodun beni kavim kardaşa
Sebep ne, gözden akan kanlı yaşa
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Nicelerin, gelmez yola geldirdi
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

Karac’oğlan der ki kondum, göçülmez
Acıdır ecel şerbeti, içilmez
Üç derdim var, birbirinden seçilmez
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

Karacaoğlan

Okuyan İsmet Özel

prelüd ne demek? (prelude doğaçlama müzik)

black and white black and white close up ivory

Prelüd, belirli bir biçimi olmayan, genellikle bir sahne yapıtından ya da bir kilise töreninden önce seslendirilen, çalgı için yazılmış müzik parçası.

 

Ondokuzuncu yüzyılda prelüdlerin çoğu klavye ya da lavta için besteleniyor, yaygın olarak, prelüd ile füg bir arada kullanılıyordu. Türü, Johann Sebastian Bach’ın tam anlamıyla yerleştirmesinden sonra, Chopin, “prelüd” başlığı altında piyano için “karakter” parçaları yazdı ve Debussy gibi besteciler, onun bu uygulamasını sürdürdüler. Puccini gibi opera bestecileri de, opera uvertürlerinin yerine, daha kısa olan prelüdlere yer verdiler. Okumaya devam et “prelüd ne demek? (prelude doğaçlama müzik)”

Tâbi Mustafa Efendi

XVIII. asrın bu büyük bestekârının hayat hikâyesi tam olarak bilinmemektedir. Mûsiki tarihimizde “Tab’i, Kassam-ı Ahdeb-zâde, Müezzin Mustafa, Kassam-zâde” gibi isimlerle bilinir. Güzel sanatlarla uğraşması sebebiyle hakkında bazı şairler tezkiresinde ve Tuhfe-i Hatâtin’de kısa bilgi vardır. Takriben XVIII. asrın başında Üsküdar’da doğdu. Bir süre burada oturduktan sonra 1763 hristiyan yılında Galata’ya nakletti, uzun zaman burada yaşamış. Babası “Kassam-ı Ahbed” lakabı ile bilnen ulemâdan Mustafa Çelebi’dir. “Tab’i” bestekârımızın mahlasıdır.

Mûsiki öğrenimi hakkında hiçbir kayıt yoktur. Eserlerin dikkate alınırsa esaslı bir öğrenim gördüğü sonucuna varılabilir. Çağının ilim kollarında isim yapmış kimselerdendir. Sultan III. Osman’ın padişahlığı sırasında saray müezzinliğine, 1750 hristiyan yılında da Yeni Saray kapıcılığı kâtipliğine getirildi. Padişah III. Osman’ın vefatından sonra bir başka görevle saraydan ayrıldı. “Müstakim-zâde Sadeddin Efendi (Lâkin hâlâ her fende metrûktûr) diyor. Eskiler ilim ve sanatla ilgilerini kestikten sonra (ilimle, fenle, sanatla uğraşmıyorum, terk ettim) demeyi ilim ve sanata karşı bir saygısızlık tekâkki eder ve onun için ilim ve sanatın kendilerini terk ettiğini bir mazeret ve nezaket olarak söylerlerdi. Demekki Tab’i, adı geçen eserin yazıldığı 1759 (H.1173) tarihinde artık ne mûsiki, ne hat, ne de şiirle uğraşıyordu. Okumaya devam et “Tâbi Mustafa Efendi”