550 milletvekili bile fazla, 600 değil 450 olmalı

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: 550 milletvekili bana göre fazla. Normali 450’dir. Şimdi 600’e çıkarıyoruz. 550 milletvekili bize yetmiyor. 600 milletvekili olsun diyorsanız gidip ‘evet’ oyu kullanacaksınız. Olur mu? 600 milletvekili 187 trilyon para ödüyeceğiz. Gerek var mı buna diyorsanız gideceksiniz ‘hayır’ oyu kullanacaksınız.

16 nisan referandumu milletvekili sayısı artışı
yeni anayasa taslağında mebus sayısı 600’e çıkarılıyor

Bana sorarsanız neden 600? Neden 187 trilyon lira? Eğer bu parayı birine vereceksem götür fındık üreticisine ver kardeşim. Milletvekillerine 187 trilyon vereceksin. Fındık üreticisi yine perişan vaziyette. Diyorsanız ki fındık üreticisi olarak ‘Biz perişanlığa alıştık. Açlığada alıştık. Evet oyu kullanalım’ diyorsanız kaderinizi kendiniz çizmiş olacaksınız. ‘Hayır 187 trilyon lira bizim cebimizden çıkmamalı, bu ülkede açlık var, yokluk var. Ürün üretiyoruz. Dünya da 1 numarayız. Bu para bize verileli doyorsanız gidecek ‘hayır’ oyu kullanacaksınız.

16 nisan anayasa değişikliği referandumundan evet çıkarsa ne olacak?

Ülkemiz seçmeni, takvimler 16 Nisan 2017‘yi gösterdiğinde anayasa değişikliği halkoylaması için sandığa gidecek. Bu anayasal güncellemeyi destekleyenler yeni anayasanın Türkiye’ye daha fazla istikrar getireceğini savunurken, muhalefet ‘gücü tek elde, tek adamda toplayan’ yeni rejimin demokratik olmayacağı görüşünde.

Referandumda seçmene “yeni anayasa taslağını” kabul edip etmediği sorulacak. Peki sonuç “evet” çıkarsa Türkiye’de neler değişecek:

  • Hali hazırda devletin başı olan cumhurbaşkanı aynı zamanda yürütmenin de başı olacak, yani başbakanın görevini de üstlenecek.
  • Başbakan pozisyonu ortadan kalkacak, onun yerini başkan yardımcısı alacak.
  • Cumhurbaşkanı kararname hazırlama, olağanüstü hal ilan etme, bakanları ve üst düzey bürokratları atama yetkilerine sahip olacak.
  • Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimler 5 yılda bir aynı tarihte düzenlenecek.
  • Parlamentonun çoğunluk oyuna dayanarak cumhurbaşkanını soruşturma ve azletme yetkisi olacak. Cumhurbaşkanının yargılanması için meclisin en az üçte ikisinin (401) oyu gerekecek.
  • Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimler 5 yılda bir aynı tarihte düzenlenecek.
  • Mevcut TBMM’de 550 olan milletvekili sayısı 600’e çıkacak.
  • Milletvekili seçilme yeterliliği 25 yaşından 18’e indirilecek.
  • TBMM’nin bütçe yapma yetkisi cumhurbaşkanına geçecek. Bütçe cumhurbaşkanı tarafından hazırlanıp meclise sunulacak, meclis bütçeyi ya onaylayacak ya da geri gönderecek.
  • Cumhurbaşkanlığı için meclis dışından aday gösterilebilecek. En az yüzde 5 oy almış partiler ve 100 bin seçmen aday önerebilecek.
  • Devlet başkanı meclisin çıkardığı yasaları iptal talebi ile Anayasa Mahkemesine götürebilecek.
  • Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması durumunda yerine yardımcısı vekalet edecek ve 45 gün içinde seçime gidilecek.
  • TBMM, cumhurbaşkanlığı seçiminin yenilenmesi talebi için en az 260 milletvekilinin onayına ihtiyaç duyacak.
  • Disiplin mahkemeleri dışında askeri mahkemeler kaldırılacak.
  • Hâkimler ve Yüksek Savcılar Kurulu’nun ismindeki ‘yüksek’ ibaresi kaldırılacak ve üye sayısı 22’den 13’e düşürülecek.
  • Taslağa eklenen geçici madde ile Cumhurbaşkanı Erdoğan aynı zamanda Akp başkanı olabilecek.

Okumaya devam edin

Dünya Sistemi’nin Türkiye’deki atama politikası

GÜÇLÜ BİR HAYIR KAMPANYASINA HAYIR VEYA BÜYÜK TAŞTA KIRMAK KILICINI VE
BEKLEMEK ÖLDÜRÜLMEĞİ EN DERİN KÖŞESİNE ÇEKİLİP EVİNİN (I)

The true genius shudders at incompleteness – and usually prefers silence to saying something which is not everything it should be.” – Edgar Allan Poe

Türk milleti nerede? Türk şiirinin olduğu yerde mi? Wo stehen wir heute? Oder wohin gehen wir? Türk dediğin ipi çekilerek mezbaha yolu öğretilen bir mahlûk mu? Modernleşmesinin elindeki en müessir âletini, her safhada medeniyete intibakının vesilesi modernlik siyasetine vaziyet eden parlamenter mekanizmasını elden çıkardıktan sonra geriye ne kalacak? Var mı şiirin bu olan bitenle alâkası? Tanrı Türk’ü korusun diyenler Allah’tan ümitlerini kesmiş haldedir.

“Allah’ın yardımı ne zaman?” Tevrat’ta da zikredilen bu sualin yakınlarına uğramak ömrümün hiçbir safhasında vaki değil. Çocuk yaşımda rahmetinin gazabını aştığını bellediğim Allah mütevekkil kulunun üzerinden meleklerinin kanatlarını bir an bile eksik etmedi. Yeten, irişen, yardım eden Allah idi ve hep bilâ fasıla odur; ama benler ve bizler nankörlük göstermekten geri durmayız. İnsanlık hususiyetlerimiz inhirafa, itizale, azgınlık cezbesine maruz bırakır bizi. Günlük hayatımızı Allah’tan gayrısının korkusu yönlendirir. Bu korkudan kurtulmak için Allah’tan gayrı bir şahit arar, fazladan bir şahidimiz, bir yedek şahidimiz de ağyar olsun isteriz. Benim de insanlığımın, dolayısıyla azmağa temayülümün olması kendimi bir şey sanıp öngörülerde bulunmama yol açtı şimdiye dek. Şimden gerü açılan bu yolun yerini tutacak bir salim yol bulup kestirmecilik, indirgemecilik huyundan vazgeçerek dünyada bulunuyor olmaktan ders almalıyım. Hâlâ, bu yaştan sonra.

SSCB’nin haritadan silinmesi sonrasında siyaset sahasında nelerin vuku bulacağına dair kehanetlerimin hiç biri tutmadı. Önce ABD silahlı kuvvetleri “Körfez’e müdahalede bulunamaz dedim. Fikrimce bir yandan II. Cihan Harbinin mağlupları, diğer yandan harbin sonuçlarına küsmüş Avrupa güçleri böyle bir müdahaleye geçit vermeyecekti. Meğer benim Avrupa’da gücün “g”sinin bile kalmadığını göstermeyen bir cam kürem varmış. Cümle âlem ile beraber gördüm ki, cüretkâr müdahale gerçekleşmekle kalmadı Pentagon güdümündeki modern silah sanayii Orta-Doğu’daki iktidarlarını her gün biraz daha pekiştirerek mutlaklaştırdı.

Tutmayan kehanetlerimin bir diğeri Dünya Sistemi’nin Türkiye’deki atama politikası dâhilindedir. Sistemin ülkemiz içindeki işlerini bilhassa 12 Eylül 1980 sonrasında ilerletme vetiresinde Süleyman Demirel’den ziyade Bedrettin Dalan’ı istifadeli addedeceği görüşümü yazarak dile getirdim. Bu görüş cam küremdeki arızadan bihaber olmamın hasılasıydı. Cam küremin kimin eli kimin cebinde bölümü iyi çalışmıyormuş. Bu bölümdeki arızayı halen giderebilmiş değilim. Bedrettin Dalan yurt dışından Türkiye’ye dönebilmek için kimin, kimlerin, Türkiye üzerinde hak iddia eden hangi çevrelerin torpilinden yararlandığını bilmiyorum.

Dikkatimizi şu iki şey üzerine toplamazsak Türkler olarak başımıza ne geldiğini fark etmemiz imkânsızdır. Birincisi SSCB’nin haritadan silinmesi vakıasıdır. Bunun yanı sıra dikkatimizi Dünya Sistemi’nin Türkiye’deki atama politikasından ayırmamalıyız. Niçin? Türk olmanın imtiyaz kazandırdığını bilip hissetmemiz ancak bu iki şeyin niçin önemli olduğunun şuuruna varma seviyesini tutturabilmemizle mümkündür. “Ben Türk olma imtiyazına talip değilim” diyenler evvel ahir neyin nesi olduklarını seçtikleri pozisyonla göstermiş oluyorlar.

İsmet Özel, 8 Şubat 2017

Levent Gültekin 7 Kasım 2016 Köşe Yazısı

Doğum sancısı mı, ölüm sancısı mı?

Meclis’in devre dışı bırakılması, Anayasa’nın askıya alınması, bütün dünyaya ayar verme üzerine kurulu dış politika, el konulan medya organları, hapse atılan aydınlar, yazarlar, gazeteciler, seçilmişler…

İçeride ve dışarıda sürdürülen büyük bir kavga var.

Kimilerine göre bu tablo ülkenin ölüm sancısı.

Böyle düşünenlerin arasında her ne kadar farklı nedenlerle seslerini çıkaramasalar da kuşkusuz bir kısım AK Partililer de var.

Diğer taraftan bir kesim var ki tüm bu kavgaları, yaşananları güçlü bir Türkiye’nin doğum sancısı olarak görüyor.

Muhalifler susturulunca her şeyin yerli yerine oturacağını sanıyorlar.

Hemen her yazımda bu gidişatın felaket, yıkım, yani çekilen sancının ölüm sancısı olduğuna bir şekilde vurgu yapıyorum.

Müsaade ederseniz bugün, niçin doğum değil, ölüm sancısı olduğunu bir kez daha tane tane anlatmak istiyorum.

Tüm bu kavgalardan, çatışmalardan sonra ortaya güçlü bir Türkiye çıkacağını sanan, düşünen sevgili kardeşim:

Her ülkede farklı düşünen; farklı inançtan, mezhepten, ideolojiden, etnisiteden insanlar yaşıyor.

Gelişmiş toplumlar, bir arada yaşamanın formülünü bulmuşlar. Bu formülü de güçlü bir anayasa ve bağımsız bir yargı ile teminat altına almışlar.

Çünkü herkesin fikriyle katkı sunduğu değil de “bir kimsenin” üstünlük kurmaya çalıştığı ülkelerde kaos, çatışma, insanların enerjisini yok eden kavgalar bitmiyor.

Bitmiyor. Çünkü kimse kimseye boyun eğmez. Kimse kimsenin yaşam tarzını dayatmayla kabul etmez. Bu tür kavgalar ilelebet sürer gider.

İnsanlar baskıyla, o baskının neden olduğu korkuyla belki bir süre sinerler ama teslim olmazlar. Huzursuz olurlar. Tatsız olurlar. Ülkeyle duygusal bağları zayıflar. Öğretmendir, doktordur, mühendistir. Kendini bu ülkede değersiz hissettikleri için verimli çalışmazlar. Üretemezler. Çok güzel hastaneler yaparsın ama içinde canla, başla çalışacak doktor bulamazsın.

Çok güzel okullar yaparsın ama çocuklarını teslim edecek canla başla çalışan öğretmenler bulamazsın.

Üstelik bu kötü senaryo işlerin “iyi gitmesi” sonucu olur.

Çünkü daha da kötüsü olabilir.

Okumaya devam edin

neden yeni anayasa?

darbe anayasasını ortadan kaldıracak yeni bir anayasa
yeni anayasa

Yöntem sorunu ile ilgili tartışmalara geçmeden  yeni bir Anayasaya neden ihtiyaç duyulduğunu tekrar hatırlamak yerinde olacaktır.

Aslında yeni bir Anayasanın gerekliliği konusunda uzunca bir süredir toplumda genel bir fikir birliği oluşmuştu. Her ne kadar, 1982 Anayasasının 17 defa değiştiği ve neredeyse yarısının yenilendiği vurgulanarak yeni bir Anayasaya ihtiyaç olmadığı yolunda görüşler olsa da bu tür düşünceler toplumda ve siyasette karşılık bulmamıştır. Yeni bir Anayasanın birkaç sebeple gerekli olduğunu söyleyebiliriz.

1982 darbe anayasası
1982 darbesi

Öncelikle, mevcut Anayasanın üzerinde hala 12 Eylül Darbesinin gölgesi bulunmaktadır. Bu otoriter ve antidemokratik gölgeden ve etkiden kurtulmak ancak yeni bir Anayasa ile mümkündür. Bununla bağlantılı olarak ve yapılan değişikliklerden sonra mevcut Anayasada ciddi tutarsızlıklar ve uyumsuzluklar olduğunu görmekteyiz. Bazı hükümler 12 Eylül rejiminin otoriter izlerini taşırken bazı hükümler ise 2000’li yılların Avrupa Birliği uyum sürecinin özgürlükçü etkilerini yansıtmaktadır. Yani Anayasanın bütününe hâkim olan ortak bir ruhtan bahsetmek güçtür.

İkincisi, Anayasa çok defa değişikliğe uğramış olsa da, hala yenilenmesi ve değiştirilmesi gereken maddeler içermektedir. Çünkü yapılan değişikliklerin hiç etkilemediği maddeler olduğu gibi, bazı değişiklikler vesayetçi sistemin sınırları dâhilinde yapılabilmiştir. Bunlar Uzlaşma Komisyonu’nun çalışmaları sırasında açıkça ortaya çıkmıştır.

Okumaya devam edin