Etiket: sözlük

dûrendiş ne demek, anlamı nedir?

(ﺩﻭﺭﺍﻧﺪﻳﺶ) sıf. ve i. (Farsça dūr “uzak” ve endіş “düşünen” ile dūr-endіş) İleriyi düşünen, uzağı gören, her işin sonunu ölçüp biçen, tedbirli (kimse), müdebbir anlamına gelmektedir.

Cümle içerisinde örnek kullanımları: Her kavmin ukalâ-yı dûrendîşi bu mütâlaalarda müttehidü’l-efkârdır (Ziyâ Paşa).

Bu bir ihtiyârî hicret olacak. İhtiyârî bir hicreti ise insanlar ne kadar dûrendiş olurlarsa olsunlar yine tereddütle, batâetle göze aldırırlar (Yahyâ Kemal).

müvâzene – ﻣﻮﺍﺯﻧﻪ – vezn – tartmak, kıyaslamak – muvāzene – denge

(ﻣﻮﺍﺯﻧﻪi. (Ar. vezn “tartmak, kıyaslamak”tan muvāzene
1. Denge: 

Bunun hangisi ağır basacak olsa diğerinin muvâzenesini ihlâl etmesi zarûrîdir (Ebüzziyâ Tevfik).

Tam suyun ortasına gelince içlerinden biri muvâzenesini kaybedip suya düşer (Fâik Reşat). 

Bu sebeple her canlı şeyde rastlanan anlaşmazlıklara rağmen eski Erzurum’da bir nevi muvâzene teşekkül etmişti (Ahmet H. Tanpınar). 
2. Ölçü ve ağırlık bakımından denk ve müsâvî olma durumu, denklik. 
3. mâliye. Gelir ve giderin birbirine denk olması durumu. 
4. Kıyas, ölçü. 

IMG_2018-05-09_17_44_47.jpg


Muvâzene defteri: Tüccarlar tarafından tutulması zorunlu olan gelir gider defteri. 

Muvâzene-i düveliyye:Devletler arasındaki denklik ve denge. 

Muvâzene-i mâliyye: Devletin gelir ve giderlerinin birbirine denk olması.

Muvâzene-i miyah: Hidrostatik.

ﻣﺒﺎﺭﺯﻩ – mübareze – burūz – ortaya çıkmak – düello – teke tek

(ﻣﺒﺎﺭﺯﻩ) i. (Ar. burūz “ortaya çıkmak”tan mubāreze)
1. Eski savaşlarda karşı karşıya gelmiş düşman taraflardan, er dilemek sûretiyle meydana çıkan iki veya daha çok savaşçının birbiriyle yaptığı teke tek çarpışma:
Cirit oyunlarında, güreşlerde, mübârezelerde hep birinci gelirdi (Ömer Seyfeddin).
2. XIX. yüzyılda düello karşılığında kullanılmıştır:
Nâmusu ihlâl olunan mübârezede gālip gelemezse intikam nerede kalır? (Nâmık Kemal).
Mübâreze Avrupa’da bugün memnû ise de gizlice yine icrâ olunuyor (Şemseddin Sâmi).
3. teşmil. Kavga, mücâdele:
On dokuz yaşına kadar Ahmet Cemil tamâmen hayatta mümkün olabildiği kadar mesut idi. Ondan sonra pederini kaybedince endîşe-i maîşet, mübâreze-i hayat başlamıştı (Hâlit Z. Uşaklıgil).
Mübâreze etmek: Teke tek çarpışmak, düello etmek, mücâdele etmek.
Mübârezat (ﻣﺒﺎﺭﺯﺍﺕ) i. (Arapça: çoğul eki -āt ile) Mübârezeler, teke tek çarpışmalar, düellolar.

mübâreze

ibḳā – ipka – beka – ﺍﺑﻘﺎﺀ

(ﺍﺑﻘﺎﺀi. (Arapça: beḳā’ “devam etmek, sâbit olmak, kalmak”tan ibḳā’
1. Sürekli ve dâimî kılma: 

Meram ibkā-yı nâm etmekse bir mısrâ da kâfîdir / Aceb hayretteyim ben Sedd-i İskender husûsunda (Koca Râgıb Paşa – Ş.A.D.). 
2. Bulunduğu hal üzere, olduğu gibi ve yerinde bırakma, dokunmama: 

Kadîm kıdemi üzerine terkolunur kāide-i esâsiyyesine binâen şeyhin birkaç asır-dîde mezârı ipkā ve sökülen taşları yerlerine ircâ edilmiştir (Selim N. Gerçek). 
3. eski. Sınıfta bırakma. 


 İpkā etmek: 
1. Sürekli kılmak, sürekli bir duruma getirmek:
Etmek istersen eğer dehrde ibkā-yı kemâl / Âteş-i aşk u mahabbetle kıl ifnâ-yı vücûd (Hersekli Ârif Hikmet).
İbkā-yı eser mûcib-i tahsîl-i bekādır (Nâmık Kemal).

Milletimizin unvân-ı iftihârı olan nâmını cihân-ı fenâda ilelebet ipkā etmiştir (Nâmık Kemal). 
2. Yerinde bırakmak, değiştirmemek: 

Bir hâkan da sâir hâkanlıkları fethettiği zaman eski hâkanları yerlerinde ipkā ederdi (Ziyâ Gökalp).
İpkā kalmak: eski. Sınıfta kalmak. İpkā hil’ati (kürkü): Osmanlı devlet teşkîlâtında yerinde bırakılan memurlara giydirilen hil’at, kürk. 

İpkā fermânı (hükmü): 
1. Yeni bir pâdişah tahta çıktığında başta sadrâzam olmak üzere devlet ricâlinin yerlerinde kaldıklarını bildirmek üzere çıkarılan ferman. 
2. Osmanlı devlet teşkîlâtında tâyinleri bir veya iki sene için yapılmış olan memurların memûriyetlerinde bırakıldıklarına ve hizmetlerinin uzatıldığına dâir çıkarılan ferman, yazılı hüküm. 


İbkāen (ﺍﺑﻘﺎﺀًzf. (ibkā’nın tenvinli şekli) Yerinde bırakılarak. 
İbkāen tâyin: Eski memûriyetin devâmı veya azledilen memurun tekrar eski işine getirilmesi hakkında kullanılan tâbir.

kerte ne demek? kerte kelimesinin anlamı nedir?

dilimize italyanca’dan (quarta) geçen kerte sözcüğünün kaynak dildeki manası dörtte bir, çeyrektir.


kubbealtı lugâtı
birinci mânâ: Gemilerde dört ana yöndeki rüzgârın (kıble, yıldız, batı, doğu) aralarından esen rüzgârların yönünü göstermek üzere pusula kadranının ayrılmış olduğu otuz iki kısımdan her biri [Her kerte 11 derece 15 dakîka ölçüsündeki bir açıya eşittir].
ikinci mânâ: Ayak denen uzunluk ölçüsünün küsurlarından biri: “Ayağın 12’de birine parmak, parmağın on ikide birine hat, hattın altıda birine kerte denirdi.”
üçüncü mânâ: teşmil (yaygın). Derece, mertebe, radde: Yaptığım şey çocukluğun çocukluğu değildi de edepsizliğin son kertesiydi (Fahri Celâl). Ama millet bu yüzden çok acı kayıplara uğramıştır ve bu kayıplar artık dayanılamayacak kerteye gelmiştir (Târık Buğra). İkisinin de şeyhülislâm olmaya iki kerteleri kalmış derlerdi (Ahmet Râgıp Akyavaş).

kerte ne demek
kerte

türk dil kurumu
birinci anlam: İşaret için yapılmış çentik veya iz, kerti
ikinci anlam: Derece, radde
“Biz proje ve kontrol görevlileri hatta müteahhit, hepimiz birden tozutma kertesine vardık.” – Aydın Boysan