Etiket: ülke

ermenistan başkanlıktan kaçıyor, türkiye başkanlığa koşuyor

Ermenistan’da, Serj Sarkisyan’ın Parlamento’da düzenlenen oylamayla Başbakanlık görevine getirilmesine yönelik protestolar sürüyor.

Erivan’da binlerce kişi, başkentteki ana yolları kapatma girişiminde bulundu. Yol kapatma eylemi sırasında, özellikle üniversite öğrencileri ve güvenlik güçleri arasında arbede yaşandı. Polis, çok sayıda kişiyi gözaltına aldı.

Gösterilerde , 10 yıldır ülkeyi Cumhurbaşkanı olarak yöneten Sarkisyan’ın bu kez Başbakan olmasının “demokrasiyi zedelediği” görüşü dile getiriliyor.. Okumaya devam et “ermenistan başkanlıktan kaçıyor, türkiye başkanlığa koşuyor”

Arnavuti Zoti veya Nereden Çıktı Bu Kuyruklu Kürtler? (I)

İstiğna (nazlı davranma, tok gözlülük, gönül tokluğu, tenezzül etmeme) insanı dinden çıkarır. Bu cümlenin arz ettiği hükme ulaşmanın yolu sözlüklerden değil, hayattan geçiyor. Hangi istiğnayı, ne türden bir istiğnayı kendimizden uzak tutmalıyız?istigna
Hayat bize mevcudiyetimizin diğer mevcudiyetlere gerek usul ve füru (atalar, cetler ve çocuklar), gerekse cevher (var olan bir şeyin özü, esâsı, varlığındaki maya, gevher) ve araz (aslında olmayıp bir şeye sonradan eklenen nitelik, ârız olan durum) olarak kaydını umursamayan istiğnanın insanı dinden çıkardığını öğretecektir. İnsandan insana uzlaşma mahsulü olmaksızın, yani “al gülüm, ver gülüm” hesabı haricinde kalarak uzanan bağların değerini öğrendiğimizde Türk olmanın ve Türk kalmanın faydasına ermiş oluruz. İnsanın din içinde kalması kendi lehine münasebetlerle kendi aleyhine münasebetleri birbirinden ayıran çizginin silinmez vasfa kavuşması uğruna göstermesi vacip fasılasız (aralıksız, kesintisiz, ara vermeden, biteviye) çabayı elden bırakmadığı kadar mümkündür.

Konumuz Allah katındaki dine örfi kısmı ağır basmamış bilinçli giriştir. Kelime-i şahadet ile dine girişimiz kabullerimize sadakati esas almamızla, kabullerimizin hakkını verme vaadinde bulunmamızla başlar. Nedir kabullerimiz? Kabullerimizin ilki ve vazgeçilemezi bir ülkeye sahip oluşumuzdur. İnsanın mayası ülke gerçeğinden yoğrulmasaydı ne Kâbe bina edilecek, ne hicret vuku bulacak, ne de biz fetihle mükâfatlandırılacaktık. Girişten itibaren din içinde kalışımız yaşadığımız günleri bir ülkemiz olup olmadığı gerçeğine vasıl olma (ulaşan, erişen) zamanı bilmeği intaç ediyor (sonuçlandırma, sonunu alma, bitirme). Kavrayış gücümüz karakterimizi ele verecek. Topraklarımızın gerçekliği neye taalluk ediyor? Var olduğu farz edilen ülke kimin yurdu, kimin memleketi, kimin vatanı? Asıl yakıcı sual: Bu ülkeye ne olacak?  Okumaya devam et “Arnavuti Zoti veya Nereden Çıktı Bu Kuyruklu Kürtler? (I)”

Levent Gültekin 7 Kasım 2016 Köşe Yazısı

Doğum sancısı mı, ölüm sancısı mı?

Meclis’in devre dışı bırakılması, Anayasa’nın askıya alınması, bütün dünyaya ayar verme üzerine kurulu dış politika, el konulan medya organları, hapse atılan aydınlar, yazarlar, gazeteciler, seçilmişler…

İçeride ve dışarıda sürdürülen büyük bir kavga var.

Kimilerine göre bu tablo ülkenin ölüm sancısı.

Böyle düşünenlerin arasında her ne kadar farklı nedenlerle seslerini çıkaramasalar da kuşkusuz bir kısım AK Partililer de var.

Diğer taraftan bir kesim var ki tüm bu kavgaları, yaşananları güçlü bir Türkiye’nin doğum sancısı olarak görüyor.

Muhalifler susturulunca her şeyin yerli yerine oturacağını sanıyorlar.

Hemen her yazımda bu gidişatın felaket, yıkım, yani çekilen sancının ölüm sancısı olduğuna bir şekilde vurgu yapıyorum.

Müsaade ederseniz bugün, niçin doğum değil, ölüm sancısı olduğunu bir kez daha tane tane anlatmak istiyorum.

Tüm bu kavgalardan, çatışmalardan sonra ortaya güçlü bir Türkiye çıkacağını sanan, düşünen sevgili kardeşim:

Her ülkede farklı düşünen; farklı inançtan, mezhepten, ideolojiden, etnisiteden insanlar yaşıyor.

Gelişmiş toplumlar, bir arada yaşamanın formülünü bulmuşlar. Bu formülü de güçlü bir anayasa ve bağımsız bir yargı ile teminat altına almışlar.

Çünkü herkesin fikriyle katkı sunduğu değil de “bir kimsenin” üstünlük kurmaya çalıştığı ülkelerde kaos, çatışma, insanların enerjisini yok eden kavgalar bitmiyor.

Bitmiyor. Çünkü kimse kimseye boyun eğmez. Kimse kimsenin yaşam tarzını dayatmayla kabul etmez. Bu tür kavgalar ilelebet sürer gider.

İnsanlar baskıyla, o baskının neden olduğu korkuyla belki bir süre sinerler ama teslim olmazlar. Huzursuz olurlar. Tatsız olurlar. Ülkeyle duygusal bağları zayıflar. Öğretmendir, doktordur, mühendistir. Kendini bu ülkede değersiz hissettikleri için verimli çalışmazlar. Üretemezler. Çok güzel hastaneler yaparsın ama içinde canla, başla çalışacak doktor bulamazsın.

Çok güzel okullar yaparsın ama çocuklarını teslim edecek canla başla çalışan öğretmenler bulamazsın.

Üstelik bu kötü senaryo işlerin “iyi gitmesi” sonucu olur.

Çünkü daha da kötüsü olabilir. Okumaya devam et “Levent Gültekin 7 Kasım 2016 Köşe Yazısı”

“eşitlik” ve “eşitsizlik” kavramlarını bilerek ve ısrarla isteyerek karıştıran Danıştay, sınav sistemi ve katsayı ile ilgili dava açma yetkisi bulunmayan ama yinede dava açma cürretinden bulunan Baro evet malesef bu ülkede…

“eşitlik” ve “eşitsizlik” kavramlarını bilerek ve ısrarla isteyerek karıştıran Danıştay, sınav sistemi ve katsayı ile ilgili dava açma yetkisi bulunmayan ama yinede dava açma cürretinden bulunan Baro, evet malesef bu ülkede… Okumaya devam et ““eşitlik” ve “eşitsizlik” kavramlarını bilerek ve ısrarla isteyerek karıştıran Danıştay, sınav sistemi ve katsayı ile ilgili dava açma yetkisi bulunmayan ama yinede dava açma cürretinden bulunan Baro evet malesef bu ülkede…”

Türkçe Olimpiyatlarına büyük övgü

Tam 115 ülkeden 700 öğrencinin yarıştığı 7. Türkçe Olimpiyatları’nın yankıları sürüyor.

MHP Adana Milletvekili Yılmaz Tankut, Türkçe Olimpiyatları çerçevesinde yurt dışından Türkiye’ye gelen misafir öğrencilerin seslendirdiği şarkı, türkü ve şiirlerin göğsünü kabarttığını söyledi. Tankut, özellikle küçük yaştaki siyahi kızların hiç teklemeden İstiklal Marşı’nı okumasından çok etkilendiğini söyledi.

 

Anneler Günüde Neymiş

Anneler günü bence çok saçma bir şey.Annenin değeri sadece bir günle değil bir ömürle bile ödenmez.Bu kadar önemli ve anlamlı varlığa bir gün ayırmak onu yüceltmez aksine alçaltır.
Amerika’nın Fledelfiya eyaletinde yaşıyan Jarvis isimli bir kızın annesi 1906 yılında vefat etmiş, kimsesi kalmıyan Jervis’in üzüntüsü aylarca sürmüş, ağlamış, dertlenmiş, uyumamış, hayata küsmüş hatta intihara bile teşebbüs etmiş. Jarvis’in komşularından biri çocuğa özel bir yakınlık duyup onunla arkadaş olmayı başarmış.Jarvis’e ”insanlar doğar, yaşar ve ölür bu bir tabiat kanunudur, bunu önlemenin çaresi yoktur.” demiş. Bu sözler Jarvis’i etkilemiş, ölümünde doğal bir olay olduğunu, ölenle ölünmediğini, hayatın devam etmekte olduğunu, bunu kabullenmek zorunda olduğunu anlamış.

Elbette annesine sevgisi azalmamış, annesi ve anneler için ne yapılabileceğini düşünmeye başlamış. Annesinin ölüm yıldönümü olan tarihte , acısını paylaşmak ve annesini anmak için toplanan arkadaşlarına ” bu kadar acı çektim, aqnladım ki annemin yerinin doldurulması mümkün değil, hiç olmazsa yılın bir gününü annelerimize ayıralım , onları anmaya, onları yücelticek davranışlar sergilemeye çalışalım,gönüllerini alacak güzel sözler söylüyelim, hoşnutluklarını kazanmaya çalışalım, bizim için yaptıklarına karşılık minnet ve şükran duygularımızı anlatalım, böylece annemize olan sevgi borcumuzu ödemeye gayret edelim.” demiş.

O günden sonra Jarvis ve arkadaşları ile olaya ilgi duyanlar Anneler Günü’nü kabul ettirmek, tanıtmak ve yaymak için ısrarla çalışmışlar ve başarılı olmuşlar.

Anneler günü ilk kez 1908 yılında ABD’nin bir çok eyaletinde mayıs ayının ikinci pazar günü kutlandı. ABD Senatosu 1914 yılında Anneler Günü’nü bütün ülkede resmi bayram olarak kabul etti. ABD’yi İngiltere ve diğer ülkeler izledi. Sonra bizde bu batı hayranlığı olduğu için bizimkilerde özenti yapıp başladılar kutlamaya.